17 Ekim 2018 Çarşamba

Moda: Balık Abiyeler


"Hangi vücut tipiyle hangi abiye giyilir?" sorusu ezelden beridir sorulur, söylenir.


Basenli olanların balık model elbiselerden imtina ile kaçınması gerektiğini belirtmeden geçemeyeceğim.



Yanlara doğru geniş baseni olan kişilerin aynı oranda geniş omuzları varsa belleri ince görüneceğinden tercih edebilirler.



Öte yandan geniş basenli değil de yukarı doğru kalkık kalçası olanlar rahatlıkla tercih edebilirler.



Özellikle belirtilmesi gereken nokta balık model elbiseler tüm kusurları olduğu gibi ortaya serdiğinden dolayı göbeği olanların tercih etmemesi gerektiğidir.
Neyiniz var neyiniz yok olduğu gibi gözler önüne sereceksiniz balık elbise giydiğinizde.


Pek tabii ki iz yapmayan çamaşır giymeniz gerekmekte. Ve ne kadar orantılı bir fiziğiniz olursa olsun içinize
-elbisenin düzgün ve iz yapmayan bir biçimde görünmesi için-
korse giymenizde fayda var.
(Uygun fiyatlı korselere Penti'den ulaşabilirsiniz)


Beli ince olup kalça ve omuz genişliği birbirine denk olanlara en yakışan model hiç kuşkusuz ki balık modeller olacaktır.



Tam balık olan modelleri uzun boyluların tercih etmesini öneririm.



Minyon hatlılar yarı-balık olanları daha tercih edebilirler. Öte yandan elbisenin uç kısmındaki "tam balık formunun" boyu kesme özelliği bulunmakta.


























  
Size sezonun en şık Trendyol Milla balık abiye modellerini sunuyorum.





Keyifli alışverişler!

28 Şubat 2018 Çarşamba

Psikoloji: Sosyal Medya ve Güzellik Algısı

Lise öğrencisi 2 kızın yüksek sesli konuşmalarına tanık oluyorum bir Starbucks’ta…
Sabah 9.30 suları… Aslında okulda olmaları gerekiyor ancak okulu kırmışlar. Telefonla birkaç konuşma yapıyorlar. Sınıf arkadaşlarını “sınavdan sonra mutlaka çaldır” şeklinde tembihliyorlar. Kızlarımız sınava gitmedikleri gibi ders de çalışmıyor sadece kahve içip sohbet ediyorlar. Ve onlara ellerinden hiç düşürmedikleri telefonları eşlik ediyor tabi ki.

Instagram’da insanların paylaştıkları fotoğrafların ne kadar önemli olduğundan bahsediyorlar. Eskiden bilmem kaç piksel kameralarla çekilen eciş bücüş fotoğraflardan şimdi profesyonel çekimlere dayanan bir yolculuk oluyor konuşmalarında. Ardından Instagram fotoğraflarının kişinin imaj kalitesini belirlediği konuşuluyor. Bu nedenle bu kadar makyajlı photoshop programları, boy uzatan, zayıflatan telefon uygulamaları bu derece revaçta. Peki insanlar neden bu kadar olmadığı birisi gibi göstermek istiyor kendisini? Herkesin bir ideal algısı var ve bu algı geçmişten günümüze “ideal görünüm” olarak bize dayatılan, herkesin beğendiği, imrendiği kişilerin görünümlerine ne kadar maruz kalmamızdan kaynaklanıyor. Maruz kalarak meşrulaştırılan bir görünüm var herkesin kafasında. Halbuki güzellik görecelidir. Kimisi minyon sever, kimisi kumral uzun boylu, kimi esmer erkekleri yakışıklı bulur kimi ise göbekli ve gözlüklü olanları… Yani salt güzel veya salt çirkin yoktur aslında. Salt iyi ve salt kötü olmadığı gibi. En güzelimizin bile bir kusuru veya kendisinde kusur olarak gördüğü bir yeri olabilir. Hoş, en güzel dediğimiz kime göre en güzel? Peki çeşitli photoshop uygulamalarıyla kendimizi olmadığımız biri gibi gösterince elimize ne geçmiş oluyor? Kendimizi kendimize mi beğendirmeye çalışıyoruz, hemcinslerimize mi yoksa karşı cinse mi? Peki neden? Fiziksel görünümlerinden rahatsız olan kişiler bunları değiştirmek için hiçbir girişimde bulunmazken dış dünyaya açılan kapılarda bir tür rötuş yaparak kendilerini rahatlatıyorlar. Ellerine ne geçiyor peki? Beğenilmek. Demek ki insanlarda bir sevilme, beğenilme arzusu var ve yeterince karşılanmadığını düşünüyorlar. Kendi yetersizliklerinden mi yoksa çocukluktan itibaren pohpohlanmış olmanın getirdiği bir süreklilik isteğinden mi kaynaklanıyor bu durum? İnsanlar kendilerine bu anlamda ne kadar acımasız olurlarsa bir o kadar da dışarıya karşı kendilerini savunmaya alıyorlar kırılmamak için belki de. Fakat kendileri dışındaki kişilere kendilerinin maruz kalmak istemedikleri bu durumların aynılarını yaşatıyorlar. Bu döngü böyle bu şekilde sürüp gidiyor.


Kişiler ısrarla kendi mükemmelliklerini (en sosyal, en güzel, en entel, en çekici, en sportif) hallerini sergiledikleri fotoğrafları sosyal mecralarda paylaşmaya devam ediyorlar. Ardından tatminsizlik geliyor. En beğenilen en sevilen olmak istiyorlar. Fotoğraflara beklentilerinin altında beğeni geldiğinde mutsuz oluyorlar, kendilerini değersiz hissediyorlar. Mutluluk/mutsuzluk – değerlilik/değersizlik bu kadar kolay olabilir mi? Bunları salt beğeni sayısı ile ölçmeye çalışmak hep biraz eksik değil mi? Sırf fotoğraflarına gelen beğeni sayısı fazla görünsün, yorumlar yığılsın, sayfalarındaki takipçi sayısı fazla olsun diye bazı sosyal medya yetkilileri (fırsat avcıları) tarafından beğeni, yorum, takipçi satışları yapılıyor. Belli bir miktar para karşılığında herkes kendisini en sevilen, sen beğenilen olarak gösterip özgüvenlerini (sözde) yükseltme imkânına erişiyor. Parayla sahte mutluluklarını satın aldıklarına inandırıyorlar kendilerini…



Bizim genç kızlarımızın Starbucks’taki macerası oturup kahve içerlerken (-miş gibi yaparken) birbirlerinin fotoğraflarını çekmesi, hemen ardından ise bu fotoğrafların içerisinden instagram’a koyulamayacak durumdakileri ayıklamalarıyla son buluyor.


27 Aralık 2017 Çarşamba

Psikoloji: Bağlanma Korkusu

0-2 yaş arası bebeklik çağında ebeveyn/caregiver - bebek arasındaki ilişki ilerleyen dönemlerde kişinin bağlanma/bağımlılık düzeyine etki etmektedir.
Bakıcı kişiden (caregiver)  güvenli bağlanma ve koşulsuz sevgiyi alan kişilerde bağlanma veya bağımlılık açısından ilerleyen yaşlarda herhangi bir sorun olmadığı belirtilmektedir. Bu yaşlardaki sevgi göstergesi biraz şefkat biraz da beslenme olarak karşı tarafa aksettirilmektedir. Fizyolojik ve emosyonel beslenme dediğimiz bu durumların aşırı doyurulması da yetersiz doyurulması da kişinin yetişkinlik çağında çevresindeki her şeyle (kişilerle, nesnelerle) kurduğu ilişkilere yansımaktadır. Özellikle tutarsız sevgi göstergesine maruz kalan çocukların ilerleyen yaşlarda borderline eğilim göstermeleri mümkündür. Bu noktada anne-kız ilişkisi mühimdir. Öte yandan bağlanma-fobi de bu şekilde gelişim göstermektedir.
Bu yaş aralığında oral fiksasyon önemli bir bulgudur. Yeterince doyurulmamış bebeklerde ilerleyen yaşlarda çeşitli bağımlılıklar (özellikle alkol ve sigara) görülmesi kuvvetle muhtemeldir. Çünkü 0-2 yaş aralığındaki bireyin haz kaynağı ağızdır. Bebekler her şeyi ağızlarına alarak tanımaya ve kendilerince yorumlamaya (anlamlandırmaya) çalışırlar. Melanie Klein’ın iyi meme-kötü meme kavramları bunu örnekler niteliktedir. Bu kavramlar çerçevesinde besinsel değeri yüksek olan ve yeterince doymasına yardımcı olan iyi meme, yetersiz ve eksik olan ise kötü meme şeklinde nitelendirilmektedir. Ve (meme)den yeterli besin alamamış bebekler ilerleyen yaşlarda buradaki eksikliği başka yollarla doyurma eğilimini gösterebilirler. Çünkü yeterli doyuma ulaşmayan veya aşırı doyum alan bireyler oral evrede saplanırlar. Her şeyin azının zararlı olması gibi fazlası da bireye zarar vermektedir. Oradan alınan hazzın devamlılığı istenmekte ve sürekliliğin hiç bitmemesine yönelik bir talep olmaktadır. Bu Oral evredeki saplanmaya oral fiksasyon adı verilmiştir. Bu durum gelecek yaşamda kişinin oburluğuna, argo ve küfürlü konuşmaya (küfürbazlık), sigara tiryakiliğine, alkol ve uyuşturucu bağımlılığına eğilimini artırdığı gibi aradığı hazzı karşılayamayacağı düşüncesiyle öğrenilmiş çaresizliğin ardına saklanma, bağlanma korkusu gibi durumları da beraberinde getirir.
Bazı durumlarda ise bağlanma korkusu öğrenme ile pekişen bir durumdur. Bir çeşit savunma mekanizması işlevi görmektedir. Uzun süre kendini kendinden olmayan her şeye kapayan insanlarda kalıcı bir kişilik bozukluğuna ek olarak bağlanma korkusu gelişmektedir. Özellikle obsesif kişilik yapısına sahip olan kişilerde bağlanma problemlerine oldukça sık rastlanmaktadır. Obsesyonlar kişinin kendisini korumaya yönelik davranışlar sergilemesine yöneliktir.

Bu kişilerin şu davranışları özellikle dikkat çeker:
·        Başkalarının onları kötü hatırlamasını istemediklerinden dolayı kabalaşırlarken bile çok kibar olabilirler.
·        Kendilerinin mükemmel olmalarına dikkat ederler. Bu sebeple içten içe kendilerine karşı mükemmeliyetçi ve acımasızdırlar. Öte yandan başka insanların hata yapmalarını normal görürler. Fakat onlara göre kendileri kesinlikle hata yapmamalıdır.
·        Genel olarak yalnız uyumayı severler.
·        Onların özgürlük alanlarına yaklaşılmasını tercih etmezler. Sınırları vardır.
·        Hayatlarına kalıcı kişileri almaktansa yüzeysel ilişkiler kurmayı tercih ederler. Onların izin verdiği ölçüde onlarla yakınlık kurulabilir.
·        Karşı cinsle olan ilişkileri genelde fiziksel ve fazla yüzeyseldir. Duygusal bağ kurmazlar
·        Seviştikten hemen sonra bütün kanıtları ortadan kaldırırlar. Çarşaf/havlu gibi malzemeleri apar topar çamaşır makinesine atıp makineyi hemen çalıştırırlar. Aşırı eğilim sergileyen kişilerin bu malzemeleri çöpe atıp çöp torbasını da dışarıdaki çöp konteynerine attığı gözlemlenmiştir.
·        Hatırlatıcılardan daima uzak dururlar. (Bir önceki madde bu durumu açıklar niteliktedir.)
·        Hayatına giren kişileri kendi isteklerine göre kullanma eğiliminde olurlar. Daima her şeyi onların öncelikleri çerçevesinde şekillendirmek isterler.
·        A-B-C planları yapıp bir sonraki adımı hesaplama gayreti içindedirler. Planları yolunda gitmediğinde sersemlerler ve panik eğilimi içerisinde olabilirler.
·        Kafalarının net olmasını isterler. Siyah veya beyaz vardır hayatlarında, griye yer yoktur.
·        Duygusal bir şeyler hissetmeye başladıkları anda kendi kabuklarına çekilip bu hissiyatları geçinceye kadar münzevi bir hayat yaşamaya çabalarlar.
·        Hayatlarında kalıcı olacak hiçbir şeye tahammülleri yoktur.
·        Bazı şeyleri düzeltmektense doğrudan onlardan uzaklaşmayı veya kurtulmayı tercih ederler.
·        Oldukça manipülatif olup çevrelerindeki kişilere duygusal istismarda bulunurlar.


Bu kişilerin yaklaşık 1 sene boyunca bilişsel davranışçı terapi desteği alması gerekmektedir. Çözülmemiş yas süreci, anksiyete, obsesyon, travma sonrası stres bozukluğu tedavi yöntemlerini de içine alan bir süreçten geçirilerek eklektik bir yöntemle komorbit hali çözümlemek mümkündür.

Sezin Çelikkanat Yotube Kanalı açılmıştır!!!

8 Ağustos 2017 Salı

Psikoloji: İd Masumdur

 Zaman zaman nerede nasıl konuşmam gerektiğiyle ilgili heyecanlanabiliyorum. Olabilir, insanım sonuçta. Veya biyolojik bir açıdan baktığımda duyguları olan bir hayvan olduğumu da söyleyebilirim. Düşünüp tartıyoruz, ona göre davranışlarımız şekilleniyor tamam da hiç mi içgüdülerimizi dinlemiyoruz sanki.

 Sadece isteklerimize yön veren id’in esiri hangimiz olmadık ki? 7 ölümcül günah kavramı aslında id’in isteklerini gerçekleştirmekle alakalı biraz da. Eğer ki süper ego devreye girip de bilinçaltımızdaki kararlarımızı sınırlandırmazsa “öfke, açgözlülük, oburluk, şehvet, gurur, tembellik” ortaya çıkıyor. Çıkıyor çıkmasına da neden kendimizi her anımızda sınırlandıralım ki? Bebeklerde sadece id devrededir mesela. Bütün ihtiyaçları caregiver tarafından karşılanmak durumundadır. Yoksa bebek zaten kendini sadece ağlayarak ifade edebilmektedir. İd, ilkel yanımızdır bir bakıma. Temel ihtiyaçlarımız ve onların karşılanmasına yönelik duyulan istektir id.

 Süper ego ise “aman tadımız kaçmasın Ali Rıza Bey” kıvamında bizi sınırlandıran kavramdır. Ve bunlar bizim hiç haberimiz olmadan gerçekleşmektedir. Buzdağının görünmeyen kısmı yani. Süper ego “ay şimdi bir gören olur, bir şey derler, ben bu denileni kaldıramam; en iyisi bunu yapmayayım” diyen iç ses bir bakıma. Ben süper ego’yu sevmem mesela. Aşırı mükemmeliyetçi kişiler süper egosunun esiri olmuş olan kişilerdir. Baktığımızda enneagram sisteminde de incelemeniz mümkün ki mükemmeliyetçi kişilik yapısı biraz da obsesif kompulsif kişilik yapısı ile örtüşmektedir. Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu demiyorum, o ikisini birbirine karıştırmayalım, birbirinden farklı durumlar zira.

 Ego ise ben, benlik anlamlarına gelir. Yani id ister, ego onu gerçekleştirir, süper ego ise nerede ne yapılması gerektiğine karar verir. Ama yetkili mercii ego’dur. Tüm isteklerini karşılayan, kendi düşüncelerine önem veren ve başkalarını kaile almayan kişilere egoist denmesinin sebebi budur. Aslında id masumdur. Sadece ister, gerçekleştiren; sadece kendine ses verip diğer her şeyi kulak arkası eden egodur. Bu durumda suçlu egodur.

 Süper egosunu dinleyen kişiler günlük hayatta karşımıza çıkan sessiz, kendi kararlarını alırken huzursuzlukları her hallerinden belli olan “bağımlı kişilik yapısı”na sahip olan kişilerdir. Çocukluklarında ebeveyn müdahalesine sıkça maruz kaldıklarından bu durumu normalleştirmeleri sonucu süper egonun önünde saygıyla eğilmeyi tercih etmektedirler. Kendi kararlarını onların çevresi belirlemekte, eğer ki çevrenin onayını alamazlarsa o taşın altına girmekten vazgeçip kendilerini evlerine kapatmaya bile kalkabilmektedirler.


 Sonuç olarak kendi içsel mekanizmamızı bilip id-ego-süper ego üçgeninde sağlıklı bir ilişki kurmayı başarabilirsek “self-actualization” yani kendimizi gerçekleştirmeye yaklaşabiliriz. Bu dengeyi kuramazsak kendimizi gerçekleştirmemiz mümkün olamayacaktır.