Sezin Çelikkanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sezin Çelikkanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2020 Çarşamba

Uzm. Kln. Psk. Sezin Çelikkanat Mısırlı - İşkolik Programı

 Business Channel Türk'te

Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist Sezin Çelikkanat Mısırlı'nın konuk olduğu 

  • Psikologların meslek hayatında lisans eğitiminin önemi
  • Yüksek lisansın anlamı ve 
  • Psikoterapist olma süreci ile 
  • Pandeminin psikolojik etkilerini konuştuğumuz 

Sema Baysal'ın moderatörlüğünü yaptığı İşkolik adlı program 


Videoya erişim sağlayamayanlar için link: youtu.be/IZF5Am0ypx0

***

-Psikoterapist kime denir, nasıl terapist olunur?
-Bir söz var “gerçek hastalar psikoloğa gitmez, gerçek hastaların hasta ettiği kişiler gider” diye. Siz bu yoruma katılıyor musunuz?
-İyi bir çift ilişkisinde olmazsa olmazlar nelerdir?
-Yaşadıkları ilişkiyle ilgili sıkıntıları olan çiftler genellikle görüşmelere birlikte mi geliyorlar yoksa bireysel görüşmeyi mi tercih ediyorlar?
-Evlilikte ne zaman terapiste gitmek gerekir?
-Bitme noktasına gelmiş bir ilişkide eşlerin terapiye başlaması ilişkiyi kurtarabilir mi?
-Pandemi sürecinin aile yaşantılarına etkisi nasıl oldu?
-Pandemiyle birlikte insan ilişkilerinde düşünsel duygusal ve davranışsal ne gibi değişiklikler oldu?
-Yaş gruplarına göre pandeminin etkileri çeşitlilik gösterdi diyebilir miyiz?
-Kaygı mı takıntıları etkiliyor yoksa takıntılarımız mı kaygımızı tetikliyor?
-Yeni normal olarak adlandırdığımız bu dönemde ağırlıklı olarak online mı yoksa yüz yüze terapiye mi talep oluyor?

***

Sorularınız, önerileriniz ve danışmak istediğiniz konularla ilgili olarak sezin.celikkanat@gmail.com adresine e-posta gönderebilirsiniz.


***

1 Nisan 2020 Çarşamba

Psikoloji: Ertele-me!


Zaman yönetimi yetersizliği, bir işi gerçekleştirebileceğine dair inançları, göreve dair hissettiği rahatsızlık, mükemmeliyetçilik, başarısız olma korkusu, gerçekdışı beklentiler, çalışma alışkanlıkları, reddedilme, terk edilme, beğenilmeme korkuları (belirsizliğe tahammül edememe) gibi nedenler ertelemeye neden olmaktadır.

Erteleme ile ​Başa Çıkma Yöntemleri:
  • ·         Harekete geçin! (bunun için kendinize slogan belirleyin: sadece yap, şimdi değilse ne zaman, istek eylemden sonra gelir gibi)
  • ·         Ertelediğiniz işleri önem sırasına koyarak listeleyin.
  • ·         Erteleme nedenlerinizi yazın ve bunları değerlendirin. Bunlar gerçekten engel mi oluşturuyor yoksa mazeret mi?
  • ·         Ertelemenin ikincil kazançlarını belirleyin.
  • ·         Ertelemenize neden olan kaygılarınızla baş etmek için olumsuz gerçek olmayan düşüncelerinizi değiştirmeye ve yerine gerçekçi olumlu düşünceler koymaya çalışın.
  • ·         Gerçekçi ve somut amaçlar belirleyin.
  • ·         Mükemmeliyetçi değil, ulaşılabilir ve gerçekçi hedefler belirleyin.
  • ·         Harekete geçmek için bir işaret olmasını beklemeyin. Gerekli isteğin ve motivasyonun varlığını kendiniz yaratın.




U. Sezin Çelikkanat Mısırlı
Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist

**

29 Mart 2020 Pazar

Psikoloji: Duygusal Yeme Atakları

  • Evde zaman geçirdiğimiz bu dönemde ‘duygusal yemek ataklarımız’ olabiliyor. Psikolojik olarak yemek yeme eğilimiyle ilgili hassasiyet gösterilmesi gereken bazı noktalar bulunmaktadır.
  • Kendinize önceki yaşamınızdaki gibi bir rutin oluşturun. Rutin oluşturmak sizi belirsizlikten kurtarır ve güvende hissettirir. Bu da otomatik olarak iştahınızı dengelemenize yardımcı olur.
  • Uyku, metabolizma için çok önemlidir. Yeterli uyumazsanız vücudunuz enerjisiz kalır ve enerjiyi yiyeceklerden almak ister.
  • Yemek saatlerinizi belirleyin. Yemek saatleriniz belirli olursa sürekli atıştırma isteği, fazla yemelerin önüne geçersiniz.
  • Her gün en az 2 litre su içmeyi ihmal etmeyin. Su, iştah kontrolünüze de yardımcı olacaktır.
  • Antioksidan özelliği ile yeşil çay, beyaz çay ya da ıhlamur, ada çayı gibi bitki çayları metabolizmanıza da sağlığınıza da katkı sağlar ve iştahınızı baskılar. Tarçın sevenler özellikle tarçını kullanmaya çalışsın ki kan şekeri dengelensin.
  • Evde kendinizi geliştirecek, eğlenecek, oyalanacak aktiviteler bulmaya çalışın.
  • Sürekli yemek hesapları takip etmek, iştahınızı açıyor olabilir, öyleyse takibi bırakın. Sağlıklı tarifler bulup onları yapmayı deneyin.

U. Sezin Çelikkanat Mısırlı
Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist
**


23 Mart 2020 Pazartesi

Psikoloji: 6 Şapkalı Düşünme Teknikleri


Kadıköy Belediyesi Rasimpaşa Gönüllü Evi'nde 6 Şapkalı Düşünme Tekniği ile düşüncelerimizi nasıl yapılandırabileceğimiz üzerinde konuştuk.



Renklerle 6 Şapkalı Düşünme Tekniği'ni birleştirdiğimiz eğlenceli etkinliğimizde düşünce yapılandırmasını bireysel örneklerle süsledik.




Güncel hayatımızdan verdiğimiz örnekler oldukça eğlenceli anlar yaşamamıza sebep oldu.
Değerli katılımcılarımızdan 4 haftalık Psikoloji Atölyelerimizi 6 şapkalı düşünme tekniği'ne  göre değerlendirmelerini istedik.




Bireysel hedefler belirleyerek sosyalleşme etkinliği ile birbirimize soru cevap yaparak empati geliştirme, iletişimde dikkat edilmesi gereken noktaların farkına varma ve farklı bakış açılarını görme konularında aydınlanmalar yaşadık.


Ayrıntılı bilgi için mail yoluyla iletişime geçebilirsiniz.
E-Posta: sezin.celikkanat@gmail.com


**

21 Mart 2020 Cumartesi

Psikoloji: Sınırlar


Sınırlar dendiğinde aklımıza gelenleri ele alarak soyuttan somuta örneklerle hayatımıza sınır çekmeyi tartıştık.


Sınırlandırmanın ne zaman, nerede, ne şekilde olması gerektiğini vurgulayarak "Kişisel sınırlarınız sizin özgürlük alanınızdır!" vurgusu yaptık.



İnteraktif bir şekilde yürüttüğümüz etkinliğimizde söz sırası değerli katılımcılarımıza geldiğinde birbirlerine söz sırası vererek ve söz alarak sınır çizerken öncelik sıralaması yapmanın önemini vurgulamış olduk.


Her adımını örneklerle ve sosyal etkileşimle birleştirdiğimiz seminerimizin atölye kısmında katılımcılarımıza dağıttığımız yönergelerle kişisel sınırlarına müdahalede ne kadar esnek olduklarının farkına varmalarını sağladık.


**

20 Mart 2020 Cuma

Psikoloji: Kişisel Sınırlarımızı Çizebilmek

 

Corona Virüs dalgası henüz yurdumuzu sarmamışken 12 Mart Perşembe günü Kadıköy Belediyesi’ne bağlı Fenerbahçe Gönüllü Evi’nde “Kişisel Sınırlarımızı Çizebilmek” konulu seminerimizi gerçekleştirdik.




Genelden özele sınırların neleri ifade ettiğini, kişisel sınırlarımızı ne şekilde
belirleyebileceğimizi anlattık.




Kişisel sınırlarımızın özgürlük alanımızı yarattığına dikkat çekip, sınırlarımızı korumanın yaşam kalitemizi nasıl yükselteceğini, özgürlük ve sınırlamanın dengesini nasıl sağlayabileceğimizi örneklerle paylaştık.




Salona sığamadığımız, bahçe bölümünün bile dolup taşmasına sebep olacak kadar yoğun bir katılım oldu. Bu kadar güzel, güneşli bir günde virüs konusundaki hassasiyete dikkat edip gerekli önlemleri alarak bizimle bir arada olan tüm değerli katılımcılarımıza teşekkür ederiz.




Ayrıca bizi güleryüzleri ve türlü güzel ikramlarıyla ağırlayan derneğin eski başkanı Ayten Çokdan'a ve derneğin şu anki başkan yardımcısı olan hanımefendiye misafirperverliklerinden dolayı çok teşekkür ederiz.




**

3 Şubat 2020 Pazartesi

Psikoloji: Stres


Sıkıntı yaratan olaylar karşısında bir tepki sürecidir. Bireyin kendisinden ve çevresinden kaynaklanan bedensel ve ruhsal gerilim, baskı, endişe, kısaca kişiye rahatsızlık veren bir durumdur.

Stresin Belirtileri
Stres 3 dönemli bir sorun olarak karşımıza çıkar;
1)Alarm Tepkisi: Bu dönem, insanın dış uyaranı stres olarak algıladığı durumdur.
2)Direnç Dönemi: Bu dönem stresle yüz yüze kalınan, araya başka stresler girmezse baş
edilebilecek dönemdir.
3)Tükenme Dönemi: Stresle etkili bir şekilde baş edemediğimizde ya da üstesinden gelemediğimiz stres kaynakları çoğaldığında vücudun adaptasyon kapasitesi zorlandığı dönemdir.
Stres altındayken beyin algıladığı tehlike karşısında “savaş ya da kaç” emri verir. Bu emrin yerine getirilmesi için, gerekli olan kas gerginliği artar. Ancak savaşmanın veya kaçmanın mümkün olmadığı durumlarda artan enerji ve kas gerginliği boşalamadığı için çeşitli fizyolojik belirtiler ortaya çıkar. Bunlardan en sık olanı baş ağrısıdır.

Temel Stres Faktörleri
-Sorumluluklar ve Yoğun İş Yükü
(sorumlulukların belirsizliği, iş yükünün fazla olması, sorumluluk harici iş yüklenmesi)
Bireyin sorumlulukları konusunda yeterli bilgisinin olmaması durumunda rol belirsizliği görülür. Eğer işin amaçları yeterince tanımlanmamışsa, bir diğer ifade ile birey ne yapacağını bilemiyorsa stres kaçınılmaz olacaktır
Bireyin üstlendiği iki veya daha fazla rolün aynı zamanda ortaya çıkması, bireyden zıt isteklerde bulunulması rol çatışmasına yol açabilir. Örnek olarak bir işçiden amiri üretimi hızlandırmasını isterken, çalışma arkadaşları üretimi yavaşlatmasını isterse kişi rol çatışması yaşayabilir.
Diğer insanların sorumluluğunu üstlenmek, kişilerde gerginlik yaratan bir stres kaynağıdır. Diğer insanların mesleki gelişiminin sorumluluğu bir kişiye yüklenmiş ise, ayrıca işin doğası çok fazla sorumluluk gerektiriyor, ancak yetkiler sınırlı ise, kişi kendini yoğun stres altında hissedebilir.

-Kişilerarası Çatışma:
İş yerinde üstleriyle geçimsizlik ve çalışanlar arasındaki olumsuz ilişkiler, kişiliklerin uyumsuzluğu, amirlerle, meslektaşlarla ya da memurlarla çatışma ya da tartışma, evde aile fertleriyle yaşanan tartışmalar, sosyal ilişkilerde arkadaşlarla veya iletişimde olunan diğer kişilerde yaşanan sıkıntılar en basit işlerde bile gerginlik yaratır. Çözümü en zor olan da bu sorundur.

-Kalabalık/Trafik:
Büyük şehirlerde yaşamanın yegâne problemlerinden birisidir bunlar. Bulunulan ortama adapte olmak, bakış açımızı değiştirmek gerekebilir. Kendi kontrol alanımızın dışındaki konulara kızmak, öfkelenmek, sinirlenmek, tepki göstermek bizi daha stresli, uyumsuz ve mutsuz yapar. Bu nedenle farklı bakış açılarına odaklanmak, alternatif düşünceler üretmek veya yaşanan bu kaçınılmaz sorunları olabildiğince yumuşatmak için yollar bulabiliriz. Trafik esnasında arabada sevdiğiniz şarkılardan oluşan bir albüm dinlemek, klasik müzik dinlemek, kulaklık yoluyla telefonla görüşmek gibi. Kalabalık içerisindeyken görmek istemediğiniz şeylere odaklandıkça onları görmeye başlarsınız bu nedenle odağınızı kendi içinize çevirin. Belki alternatif bir güzergâh belirleyip oradan istediğiniz yere gidebilirsiniz veya bir yerlerde çay/kahve molası verebilirsiniz. Sizin dışınızdaki kişilere sinirlenip somurtabilirsiniz elbet ama bu size bir şey kazandırmayacaktır. Kalabalıklar içerisinde de kendi hoşunuza gidebilecek şeyler bulabileceğinizden eminim.

-Sınırların Çok Katı veya Çok Gevşek Olması:
Kişisel hayatta kimseye hayır diyememek, sınırlarımızı çizememek ve bu nedenle hayatımıza sıkça müdahale edilebilmesi, kendi isteklerimizi gözardı etmek.

-Fiziki Mekan ve Çevre Şartları:
Çalışma, eğitim alanı veya evde en fazla zaman geçirilen yer (oda), masa, koltuk, sandalye vs gibi materyaller ve bulunulan ortamın hava koşulları, aydınlatması, sıcaklığı, gürültü veya sessizliği rahatlık ve güven sağlamalıdır. Konfor alanında kişinin kendisini iyi hissetmesi hem fizyolojik hem psikolojik durumu etkilemektedir.

-Yüksek Beklentiler:
Kişinin iş yaşamında belli bir hedefe ulaşmak, kariyer basamaklarında yükselerek bunun
karşılığında daha fazla güç, saygınlık ve para elde etmek, kariyer gelişimini sağlamak yönündeki istek ve ihtiyacının örgüt tarafından karşılanamaması ve çeşitli şekillerde engellenmesi çalışanda strese yol açacaktır. Bireyin kariyerinde doyumu ve etkinliği iş stresini kontrol altında tutmasına bağlıdır.

-Mobbing:
Duygusal saldırı, ayrımcılık ve zorbalık olarak da tanımlanan mobbing, fiziksel şiddetten çok psikolojik baskı ve yıldırma politikası ile işyerindeki herhangi bir çalışana uygulanan ısrarlı ve bilinçli bir davranış olarak tanımlanmaktadır. Mobbinge uğrayan kişilerin %40’ının depresyona girdiği, travma sonrası stres bozukluğu yaşadığı gözlemlenmiştir.

-İşe geç gitme / İşten erken çıkma/Devamsızlık:
İşe, eğitime vb yerlere geç gitme, buralardan erken çıkma veya hiç gitmeme (devam etmeme) durumları hem kişinin adaptasyonuna yönelik bir stres faktörü olurken hem de bu ortamdaki kişilerin stres faktörünü artırmaktadır.
-Psikoloji randevusu alan danışanın seansa gelmemesi veya devam eden bir seansın danışan tarafından birden sonlandırılması
-Çok isteklerle katıldığınız eğitim veya atölyeye devam etmediğiniz oldu mu? Neden?

-Çatışma:
Çatışma, bireysel ve örgütsel olarak iki boyutta ele alınabilir. Bireysel anlamda çatışma, bir
insanın hedeflerine ulaşmasını engelleyen davranış biçimleri olarak tanımlanabilir. Birey bu
engellemeler sonucu gerginlik ve uyumsuzluk sorunları yaşayabilecektir.
Özellikle çatışma halinin uzun sürmesi birey üzerinde stres yaratabilecek ve organizma bünyesinde çeşitli sorunlara (kalp rahatsızlığı, ülser gibi) neden olabilecektir.

-Zaman Baskısı
-Hata Yapma Korkusu/Yanlış Anlaşılma Korkusu
-Güvenliğin Az Olması



Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


**

2 Ocak 2020 Perşembe

Psikoloji Atölyesi: Stres ve Sanat Terapisi


Kurucusu ve müdürü olduğum Tera Psikolojik Eğitim Danışmanlık Merkezi olarak ekipçe Kadıköy Belediyesi'ne bağlı Rasimpaşa Gönüllü Evi'nde, “Stres” konulu
Psikoloji Atölyemizi gerçekleştirdik.


İki aşamalı olan atölye çalışmamızın ilk aşamasında stresi tanımlayarak günlük hayatta maruz kaldığımız stres faktörlerimizi belirledik ve
stresin üzerimizde ne gibi etkileri olabileceğini konuştuk.






Psikoloji Atölyemizin ikinci aşamasında katılımcılarımızın empati kurma ve
stres faktörleriyle başa çıkma yöntemleri geliştirmelerine yönelik sanat terapisi uygulamamızı gülerek ve eğlenerek bol etkileşimli bir şekilde gerçekleştirdik.



Tüm katılımcılarımıza, ”olumsuz hava koşullarına rağmen” aramızda oldukları ve
değerli paylaşımları için teşekkür ederiz.

**

19 Aralık 2019 Perşembe

Psikoloji: Yeme Bozuklukları


Yeme bozukluğu, kökeni duygusal sorunlara dayanan yeme davranışlarındaki bozukluklardır. Yeme bozukluğu olan kişilerin yemek ve kilo ile ilgili takıntıları vardır. Bunun yanı sıra bedenleri ve kiloları, gün içerisinde ne yedikleri, ne kadar yedikleri, aldıkları besinlerin kalori değerleri günlük düşüncelerinin önemli bir kısmını kapsar.
Yeme bozuklukları yemekle ya da kilodan çok kişinin duygusal problemlerini yemeği kullanarak dışa vurum şeklidir. Diğer bir deyişle, problemin temelinde yemek, kalori, kilo gibi kaygılardan çok daha fazlası vardır. Ancak doğru tedavi uygulanırsa kişiler iyileşebilir.
Yeme bozukluklarının tedavisi genelde oldukça zaman alır. Kişiler tedavi süresince iniş çıkışlar yaşayabilirler. Yeme bozukluğu yerleştikçe tedavisi daha zor olacağı için tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar olumlu sonuç alınır.
Çocuklarda Yeme Sorunları
    Çoğu zaman çocuklarımızla mücadeleler yaşar, onlarla bebeklikten itibaren pek çok konuda çatışmaya gireriz, ister istemez. Bu çatışmalardan en belirginidir yemek üzerindeki mücadele.
     Çocuklar için yemek gelişimsel bir basamaktır. Yemek alışkanlığı çocuğun duygu durumuna, bağımsızlığına, bireyselleşmesine, motor gelişimine, ebeveynleri ile uzun dönem ilişkisine ve huyunun oluşumuna yol açar.

     Yeme sorunları çocuk 1-2 yaşlarındayken kendini göstermeye başlar. Çocuk bağımsızlığını ilan etme yolunda ilk çabasını yemek seçerek veya yemeği reddederek dile getirir. Anne telaşlanır, korkar, kızar ve hatta suçluluk duyar. Böylelikle savaş başlamıştır. Her öğünde bu tansiyon hissedilmeye, hatta gittikçe şiddetlenmeye başlar. Bir kısır döngüye giren durum çocuğun gittikçe daha az yemek yemesine yol açacaktır. Daha da önemlisi bu karşı koyma ve çatışma çocuğun diğer davranışlarına da yansıyacak; uyku düzeni, tuvalet eğitimi ve istekleri ertelemede ebeveynler güçlük yaşamaya başlayacaktır.

     Bebeklik dönemi (1 yaş) yeme davranışına bağlı problemleri üçe ayırabiliriz: anne sütünün yetersizliği ve normalin altında besleme çocuk doktorlarının müdahalesine ihtiyaç duyulacak bir durumdur. 2. problem özellikle anne sütü almayan bebeklerde rastlanan gereğinden fazla besleme sıkıntısıdır. Bu durumda annenin suçluluk duygusu ve sosyokültürel etkilerin önemli olduğu gözlenmektedir. Uzmanların önerisi ilk 6 ay anne sütü ile çoğu beslemek olmaktadır.            Diğer taraftan günlük süt veya besin miktarı da çocuk doktorlarının önerdiği seviyeyi geçmemelidir. Sonuncu olarak anneler sık sık beslenme sonrası bebeklerin çeşitli yollarla besini çıkartmasından şikâyet ederler. Bu durumda önerilen yemek öncesi ve sonrası bebeğin sakin bir ortamda olması, kucağa alınmaması, hareket halinde bırakılmaması ve öğünün gerekli miktarların üstüne çıkartılmamasıdır.

      2-3 yaşlarında yeme problemleri daha sık meydana gelmekte, anneleri etkilemektedir. Bu yaşlar çocuk için zor yaşlardır, çünkü bebek kendi özgürlüğünü kazanmaya, bireyselleşmeye çalışmakla birlikte anne ve babasından da kopmamaya uğraşır. Bu yaşlarda (özellikle 3 yaşında) bebek bedensel ihtiyaçlarının farkına varır, kaşık, çatal tutarak kendi beslenme ihtiyacını giderebilir. Anneler için bu durum pek çok açıdan zordur. Anne bebeğinin kendinden uzaklaşmasından endişe duyabilir.
Bu dönemde de 3 tür şikâyetle anneler uzmanlara başvurmaktadır:
  1. Yemek seçme
  2. Yemeyi reddetme veya ağızda bekletme
  3. Yemek esnasında ayağa kalkma dolaşma
Çocuklarımız sosyalleşmeye başladığı andan itibaren onları anaokulları, yuvalara göndeririz. 6 yaşından sonra ise artık okul çağı gelmiştir. Yeme davranışlarında sorun yaşayan ve bu davranışları artık pekiştirmiş bir çocuğun okul dönemi beslenme düzenini oturtmak da ebeveynler için güç bir durum haline gelebilmektedir. Bu nedenle anne-babalara çocuklarının küçük yaşlarından itibaren birtakım görevler düşmektedir.

Yeme Bozukluklarının Sebepleri
Şişmanlık, sosyo-kültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, mükemmeliyetçilik, diyet yapma, ergenlik dönemi ve genetik etkiler yeme bozukluklarının başlıca oluşum nedenlerindendir. Vücut hoşnutsuzluğu ve kilo kaygısı, kişiyi diyet yapmaya yönelttiği için bulimik semptomları arttırıyor. Diyet yapmak, tıkınırcasına yeme ve bulimiya başlama riskini arttırıyor. Diyet kurallarını bozma da aşırı yemeyle sonuçlanıyor.

Ergenlik döneminde genç kızlardaki yağ dokusunun artması ve erken adet görme gibi faktörler de vücut hoşnutsuzluğu ve dolayısıyla yeme patolojisi gelişmesini sağlayabiliyor. Uzmanlara göre toplumdaki bazı gruplar yeme bozukluğu gelişmesine daha yatkın. Örneğin dansçılar, modeller gibi isleri dolayısıyla zayıf olması gereken kişiler, psikiyatrik bozukluğu olanlar, ailelerinde depresyon, yeme bozukluğu ya da alkolizm görülenlerde yeme bozukluğu hastalıkları daha yüksek oranda görülüyor. Araştırmalar, bulimiklerde alkol, sigara, kafein ve ilaç kullanımının normalden daha fazla olduğunu gösteriyor. Hatta alkolikler ile bulimikler arasında geçişten söz etmek mümkün.

Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist
U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


**


12 Aralık 2019 Perşembe

Psikoloji Atölyesi: Farkındalık üzerine Sanat Terapisi


Kadıköy Belediyesi'ne bağlı Rasimpaşa Gönüllüevi'nde 2 aşamadan oluşan "Sanat Terapi" konulu Psikoloji atölyemizi gerçekleştirdik.


1. uygulamamızda, katılımcılarımızın duygularını ortaya çıkaran çalışma ile içsel farkındalıklarını kazandırmayı hedefledik.



2. uygulamamızda, katılımcılarımızın farkına vardıkları duyguları çizip renklendirerek rahatlamalarını sağladık.



Tüm katılımcılarımızı değerli paylaşımları ve bize verdikleri geri bildirimleri için çok teşekkür ederiz.


Daha kapsamlı ve uygulamalı Psikoloji atölyelerimiz ve uygulamalarımız 2020 Ocak ayı içerisinde başlayacaktır.



Terapi hizmetlerimizden faydalanmak, atölye çalışmalarımızla ilgili bilgi almak ve ön kayıt yaptırmak için iletişime geçebilirsiniz.

Randevu ve iletişim: 0531 282 83 97


Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist
U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


**

5 Aralık 2019 Perşembe

Psikoloji: Genelden Özele İlişkiler

İlişkiler çok geniş bir kavramdır. Gün içerisinde yaşadığımız toplumla istemesek bile belli başlı bir ilişki içindeyiz. Tanıdıklarımızla daha güvenli bir çerçeve içerisinde bir ilişkimiz var. Yakınlarımız, arkadaşlarımız, dostlarımızla biraz daha samimi bir ilişki içerisindeyiz. Uzak akrabalardan yakın olanlara doğru bir yol ilerlerken çekirdek ailemiz en samimi olduğumuz ilişki grubumuz diyebiliriz. Bu çekirdek aileyi oluşturmak için temelde iki birey bulunuyor. Sizin doğup büyüdüğünüz aile bir aile olmadan önce iki bireyin bir araya gelerek bir yuva kurma aşaması var. İşte bu iki bireyin bir araya gelmesi ve samimiyeti resmiyete dönüştürmesi bir süreçtir. İşte bu sürecin inşa aşamasını ele alacağım bu yazımda.

İlişkilerin en başında duyguların yoğun yaşanmasından sebep bazı hisler abartılarak dışa vurulur. "Birbirimiz için yaratılmışız." "Ruh ikizimsin." Bunun içerisinde yeniye duyulan ilgi ve bu durumdan olunan hoşnutluk vardır. Farklı yönlerden ziyade aynı yönlerin fazla olması dikkati çeker. Farklı olunan yönler bile "zıt kutuplar birbirini çeker" diyerek bir iyileştirme hali yaşanır. Aslında bu bir ilişki değil, olağandışı bir kaynaşmadır. bu kaynaşma sürecinde "ben"ler "biz" olabilmek pahasına yok olmaktadır. "Bir elmanın iki yarısı gibiyiz." Zaman ilerledikçe çiftler birbirlerine alışmaya başladıkça bu delilik hali biraz biraz normale dönmeye başlar. Bu noktada ise gerçekler gün yüzü gibi ortaya çıkar. Gözlerin önünden perde kalktığında aslında o hayalde yaratılan büyülü aşk senaryolarının gerçekle alakasının olmaması tokat gibi yüzüne vurur. "O, benim sandığım kişi değilmiş."

Halbuki aşk ilişkisi iki kişiyken bir olmak demek değildir. Aynı fikirlere sahip olmak değildir. Birbirinden bambaşka karakterde insanlar olup da zaman içerisinde birbirine benzemek umuduyla çıkılan bir yolculuk değildir. İlişki, ortak paydada buluşabilmektir. Evliliklerin temeli budur. Aşırı severek kendisini yok sayıp varını yoğunu eşine adamak demek değildir. Çünkü herkesin mutlaka ama mutlaka unutmaması gereken bir kişiliği ve bu kişiliğine ait kişisel sınırları vardır.

Aşk, temelde bir ilişkiyi başlatabilir elbet fakat aşkın gücü bu ilişkiyi devam ettirmeye yetmeyebilir. O "büyülü büyük aşk" bitince oradaki eksikliği yeni bir aşk arayarak çözmek/çözmeye çalışmak ve bir arayış içinde olmak mevcut ilişkinin ölüm fermanıdır ve sağlıklı bir yol değildir. Bunun sebebi aşkı aşık olunan kişiden daha fazla sevmektir. Aşk, empati ve sempatiden öte bir kaynaşma halidir. Gelişimsel olarak şehvetin yerini aşka, aşkın da yerini sevgiye bırakabileceği düşünülmüyor genellikle. Ancak her şehvet aşka, her aşk da sevgiye dönüşmüyor bildiğiniz üzere. Bu noktada asıl önemli olan, aşkın sevgiye dönüşüp dönüşmemesi. Sevgi, belki aşk gibi olağandışı bir tutkuyla yaşanmayabilir pek tabi ki; ancak insan yaşamına tutkudan daha anlamlı olabilecek güzellikler sunabilir.

İyi ilişki, eşlerin birlikte gelişmelerinin yanı sıra birer birey olarak büyüme ve olgunlaşmalarına da izin veren ilişkidir. Farklılıklarla yaşamayı öğrenememektir ilişkileri/birliktelikleri/evlilikleri bitiren. Evlilik, aynı çatı altında yaşarken bir yandan da müşterek hayat bilinci içerisinde sorumlulukları birlikte paylaşmaktır.

İlişkiye bakışı aynı olan kişiler aynı yolda ilerlerlerken tökezlediklerinde birbirlerine destek olup o yolda ilerlemeye devam ederler. Fakat farklı beklentiler ve düşüncelerle bu yola girenler ilk yol ayrımında izlerini kaybettirirler. İlişkilerin temelini sağlam oluşturabilmek için önceliğiniz açık iletişim olmalı.

Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


3 Aralık 2019 Salı

Psikoloji: Psikolog Seçimi

Danışanların psikoloğa giderken en zorlandıkları konulardan birisidir psikolog seçimi. Günümüzde psikologların herhangi bir meslek yasası olmadığından kural ihlallerine oldukça açık hale gelmesi işini iyi yapan psikologları üzdüğü ve sinirlendirdiği kadar danışanları da şüpheye düşürüyor.


Öncelikle gittiğiniz veya gitmeyi düşündüğünüz psikoloğun diplomasını görme hakkınız olduğunu asla unutmayın! Herhangi bir gizleyeceği durumu olmayan psikologlar diplomalarını zaten herkesin görebileceği bir yere koymaktadır. Burada önemli olan nokta üniversite lisans diplomasının branşının mutlaka ama mutlaka psikoloji olmasıdır. Çünkü felsefe grubu mezunları (sosyoloji ve felsefe), işletme, iktisat, ekonomi mezunları yani mezun olunan lisans bölümü ayırt etmeksizin aldığı bir psikoloji eğitimi veya temeli olmadan yani lisans bölümü psikoloji olmadan yüksek lisans ve/veya doktora eğitimini psikoloji üzerine alıp mesleği kötüye kullanan insanların sayısı oldukça fazla ne yazık ki. Bu durumda öncelikli olarak gitmeyi düşündüğünüz uzmanın lisans bölümünü öğrenmek çok önemlidir.



Lisans derecesi psikoloji olan bir kişi sadece psikolog etiketine sahiptir. Terapi eğitimlerini almış, süpervizyonlarını tamamlamış ve belli bir deneyime ulaşmış olan kişi Terapist ünvanını da kazanıyor. "Terapist" ve "Psikoterapist" olan kişilerin hem psikoloji lisansını hem de belli bir alanda terapi eğitimini alıp üzerine kendini geliştirmiş olması gerekmektedir. Terapi eğitimi almamış ve bu süreçleri tamamlamamış olan kişi terapi yapamaz ve terapist olamaz.



Yüksek lisans yapmayan bir psikolog "Uzman Psikolog" olamaz. "Klinik Psikoloji" haricinde psikolojinin diğer alanlarında yüksek lisans yapmış olan bir kişi de "Klinik Psikolog" olmuyor. Yani Klinik Psikolog olmak için önce Psikoloji lisansı, ardından da Klinik Psikoloji yüksek lisansı yapmış olması gerekiyor. Terapi eğitimi veya eğitimlerini de alıp süpervizyonlarını tamamlamışsa "Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist" olabilir. Klinik Psikoloji haricindeki psikoloji yüksek lisans programlarından birini yapan kişi ise "Uzman Psikolog" sıfatına sahip oluyor.



Buraya kadar sadece eğitim kısmına odaklanarak anlattım.Bundan sonraki aşama ise Psikoloğun çalıştığı alanların incelenmesi. Yani siz hangi ihtiyacınız için bu psikoloğa gitmek istiyorsunuz? Ve bu alan, psikoloğun çalışma alanlarından biri midir? Bunu araştırmak için günümüz teknoloji ve dijital çağında google'a yazdığınızda araştırdığınız kişinin bilgilerine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. tavsiyeediyorum.com  doktortakvimi.com  doktorsitesi.com araştırma yapabileceğiniz sayfalardan sadece birkaçı. 



Gerçekten fayda sağlamak için kendisini yaşam koçu, danışman, bioenejist, nlp uzmanı olarak tanıtan kişilerden olabildiğince uzak durun ve kalıcı&etkili sonuçlar alarak iyileşme sürecinizi görebilmeniz için bilimin ışığından uzaklaşmayan "Uzman Klinik Psikolog"ları tercih edin.



Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist U. Sezin Çelikkanat Mısırlı



**