terapsikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terapsikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2020 Pazartesi

Psikoloji: Mobbing ile Başa Çıkabilmek


MOBBİNG NEDENLERİ

Mobbing genel olarak saldırganın psikolojik yapısından, mağdurun psikolojik yapısından, çalışılan kurumdan ya da toplumsal değer ve yargılardan kaynaklanabilmektedir. Mobbing kişinin ruhuna saldırıdır ve kurbanın saygı duyulmayan biri olması istenmektedir. Kurbanı iş ortamından uzaklaştırmayı amaçlayan dedikodular ve kurbanın şirket içindeki itibarını zedelemeyi amaçlayan davranışlar mobbing’i ortaya çıkarmaktadır.

Örgütlerde mobbing’in birçok nedeni bulunmaktadır. Mobbing’den önce kişiler arası herhangi bir anlaşmazlık yaşanır. Daha sonra güçlü olan kişi, karşısındaki kişiyi hedef alarak psikolojik şiddete başlar. Mağdur boyun eğmeyi reddettiği, kontrole direnç gösterdiği için öfkelenen ve kabalaşan tacizci harekete geçer. Artık onun için tek amaç kendisini rahatsız eden hedefi, yaptığına pişman edip, kendi egosunu tatmin etmek, iş yerinden uzaklaşmasını, mümkünse işten ayrılmasını sağlamaktır.

Mobbing ile ilgili yapılan çeşitli araştırmalarda, mobbing’in iş yerlerinde ortaya çıkmasının nedenleri arasında yönetim kaynaklı olarak hatalı personel alımı, dönemsel işçi alımı ya da iş yerindeki boş pozisyonlara terfi olabilmek için bireyler arası acımasızca mücadeleler gösterilebilir. Yöneticiyi veya patronu etkilemek hatta daha da yükselmek için bile mobbing uygulanabilir. Can sıkıntısı içerisinde zevk arayışı da bunlara örnek gösterilebilir.

Kurumdan kaynaklanan nedenler de mevcuttur. Bunlar;
• Küçülme ve yeniden yapılanma faaliyetleri
• Aşırı rekabetçi bir ortam
• Verimliliği artırma baskısı
• Yetersiz iletişim
• Eğitim eksikliği
• Aşırı disiplin getirme anlayışı
• Yoğun iş yeri stresi
• Saydamlığın olmayışı
• İşletmenin kötü yönetilmesi
• Ekip çalışmasının yetersizliği

MOBBİNG TÜRLERi

Dikey Mobbing
Bu mobbing türü üstlerin astlarına karşı veya astların üstlerine karşı uyguladığı mobbing türüdür. Mobbing, her türlü durumda herkes tarafından yapılabilir. Yönetici, çalışanlarına karşı farklı davranış kalıpları sergileyebilir.

Yatay Mobbing
Aynı statüde bulunan, eşit yetki ve sorumluluklara sahip çalışanların birbirlerine karşı uyguladıkları psikolojik tacize “yatay mobbing” denilmektedir. Yatay mobbing daha çok rakip konumda olan kişiler tarafından genellikle açık olan üst pozisyona terfi edebilmek amacıyla uygulanmaktadır. Kıskançlıkla ve sinsice yapılan bu mobbing türünde mobbing uygulayanlar örgüt tarafından desteklenmiyorsa uyguladıkları şiddeti inkâr etmekte ve bunun çekişme olduğunu düşünmektedirler.

MOBBİNG YAPAN BİREYLERİN KİŞİLİK YAPILARI

PARANOİD TİPLER
Paranoid bozukluğu olan mobbing’çiler başkalarının kendileri hakkında sürekli komplo kurduklarını ve ona zarar vermeye çalıştıklarını düşünürler ve bu olası komplo teorileriyle mücadele etmek için sürekli karşı tarafa komplo hazırlığı içine girerler.

NARSİST TİPLER
Narsisizim, “kendini beğenmişlik” anlamına gelmektedir. Bu tür ruh yapısına sahip kişiler, etnik, dinsel ve kişisel alanlarda çok üstün olduklarına inanmaktadırlar. Narsist bireyler sınırsız başarı, zenginlik ve güç elde etme tutkusu içindedirler. Aşırı bir şekilde hissettiği özgüven duygusunu koruyabilmek için sürekli takdir edilmeyi ve kendilerine hayranlık duyulmasını isterler. Bu kişiler tatminsizdirler.

SADİST TİPLER
Sadist ruhlu mobbing’çiler, yaptıkları her türlü eziyetten zevk almaktadırlar. Sadist ruhlu kişiler, şiddet, yaralama, acı çektirme vb. gibi konulara ilgi duyarlar. Mobbing mağdurunun çökmesi, ağlaması ona zevk verebilmektedir. Hatta aşırı sadist tipler bundan cinsel haz da duyabilmektedirler. Mobbing’çilerin geneli sadist kişilik yapısına sahip bireylerdir. Saldırganlıkları açık ya da üstü kapalı olabilmekte, iş yaşamında kişileri bekletmek, toplantıları gereksiz uzatmak gibi davranışlarda bulunabilmektedirler.

OBSESİF TİPLER
Obsesif kişilik bozukluğu, işin asıl amacını unutacak kadar mükemmeliyetçi, aşırı düzenli ve kontrolcü kişilerde kendini göstermektedir. Bu rahatsızlığı olan kişiler de abartılı düzen, işi en iyi kendisinin yaptığını düşünüp başkalarına güvenmeme, cimrilik gibi kişilik özellikleri görülebilmektedir.

UYUMSUZ TİPLER
Uyumsuzlar kişiler sosyal kurallara uymayan, birlikte yaşama anlayışına sahip olmayan, dünyayı kendi anlayışları ile gören, utanmaz, sıkılmaz tavırlar sergileyen kişilerdir. Bu kişiler hiçbir şekilde yanlışlarından ders almazlar. Özel yaşantıları düzgün değildir. Genelde alkol, sigara ve uyuşturucuya düşkündürler. İstediklerini elde etme konusunda hiçbir kural tanımazlar. Kurallara uymak onlar için aptallıktır. Saldırgan, diğer insanların kendinden üstün özelliklere sahip olmasını kendine karşı tehdit olarak görmektedir. Tehdit altında benmerkezcidirler.

MOBBİNG’İN SONUÇLARI
Kasıtlı ve sistemli olarak tekrarlanan psikolojik baskıların etkileri, birey üzerinde yavaş yavaş oluşan birikimli zararlar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Mobbing’in mağdur üzerinde yaptığı zararları, öncelikle ekonomik ve sosyal olmak üzere iki grupta ele almak gerekir. Konuya ekonomik açıdan yaklaşıldığında, git gide yitirilmekte olan önce ruhsal sağlığın ardından fiziksel sağlığın geri getirilmesi amacıyla sağlık sektörüne ödenen paralar düşünülmelidir. Bireyin işten ayrılmak zorunda kalması veya işten çıkarılması sonucunda ise düzenli bir kazancın yok olması söz konusudur.
Mobbing’in sosyal açıdan bireyde yarattığı zararlar incelendiğinde ise; psikolojik açıdan bir mağdur bulunmaktadır, bu mağdur tedirgin edilmiş ve herkese karşı önyargılı yaklaşmaktadır. Birey içinde bulunduğu sıkıntılı durumu arkadaşları ve ailesine yansıtmaya başlamakta ancak bireyin sürekli depresif tarzdaki hareketleri çevresindekilerin rahatsız olmasına ve yavaş yavaş ondan uzaklaşmasına sebep olmaktadır.

Bu durumda mağdur her alanda kendine olan güvenini kaybettiğinden şaşkınlaşır, beceriksizleşir, korkmaya, utanmaya ve çekinmeye başlar. Bu durum sadece iş ortamında değil, kişiler arası ilişkilerde de devam eder. Kişi sosyal ortamlardan kaçmaya, randevularını unutmaya, aile bağlarından kopmaya başlar. Mağdur çoğu zaman bezgin bir şekilde eve gelir, aşırı duygusal tepkilerde bulunur, sebepsiz yere saldırganlaşabilir. Kendini yeterince güvende hissetmeme, yanlış bilgilendirme başkaları tarafından kendisine saygısızca ya da haksız biçimde davranıldığını hissetme, uykusuzluk, kronik yorgunluk ve tükenmişlik duygusu, ailevi-evlilik ilişkilerinin gerginleşmesi, onuru kırılmış/haklarına tecavüz edilmişlik hissi, “insan yerine konmama”, kendisini kimsenin anlamadığını düşünüyor olma gibi faktörler, iş yerinde psikolojik şiddetin mağdur üzerindeki etkileridir.

Mobbing, mağduru olumsuz etkilediği kadar, mobbing’in uygulandığı örgütü de etkilemektedir. Mobbing’in yaşandığı bir örgütte ekip çalışması bozulmakta ve ortak amaçları gerçekleştirmek için amaç birliği zedelenmektedir. Mobbing mağduru içinde bulunduğu olumsuz durumdan fazlasıyla etkilenmekte ve görevlerini gerektiği şekilde yerine getirememektedir. Mobbing uygulayanın tek hedefi ise mobbing mağdurunu yıldırmak ve iş göremez hale getirmektir i. İşletmeler de mobbing sonucunda kilit çalışanlar yitirilmekte, iş gücü devir oranı artmakta ve çalışanların motivasyonları bozulmaktadır. Sorunların temeline inilmeden bir takım çalışmalar yapılması da başarısızlık nedenlerinden biridir ve örgütün zayıf düşmesine yol açmaktadır.


Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist
U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


**

2 Ocak 2020 Perşembe

Psikoloji Atölyesi: Stres ve Sanat Terapisi


Kurucusu ve müdürü olduğum Tera Psikolojik Eğitim Danışmanlık Merkezi olarak ekipçe Kadıköy Belediyesi'ne bağlı Rasimpaşa Gönüllü Evi'nde, “Stres” konulu
Psikoloji Atölyemizi gerçekleştirdik.


İki aşamalı olan atölye çalışmamızın ilk aşamasında stresi tanımlayarak günlük hayatta maruz kaldığımız stres faktörlerimizi belirledik ve
stresin üzerimizde ne gibi etkileri olabileceğini konuştuk.






Psikoloji Atölyemizin ikinci aşamasında katılımcılarımızın empati kurma ve
stres faktörleriyle başa çıkma yöntemleri geliştirmelerine yönelik sanat terapisi uygulamamızı gülerek ve eğlenerek bol etkileşimli bir şekilde gerçekleştirdik.



Tüm katılımcılarımıza, ”olumsuz hava koşullarına rağmen” aramızda oldukları ve
değerli paylaşımları için teşekkür ederiz.

**

19 Aralık 2019 Perşembe

Psikoloji: Yeme Bozuklukları


Yeme bozukluğu, kökeni duygusal sorunlara dayanan yeme davranışlarındaki bozukluklardır. Yeme bozukluğu olan kişilerin yemek ve kilo ile ilgili takıntıları vardır. Bunun yanı sıra bedenleri ve kiloları, gün içerisinde ne yedikleri, ne kadar yedikleri, aldıkları besinlerin kalori değerleri günlük düşüncelerinin önemli bir kısmını kapsar.
Yeme bozuklukları yemekle ya da kilodan çok kişinin duygusal problemlerini yemeği kullanarak dışa vurum şeklidir. Diğer bir deyişle, problemin temelinde yemek, kalori, kilo gibi kaygılardan çok daha fazlası vardır. Ancak doğru tedavi uygulanırsa kişiler iyileşebilir.
Yeme bozukluklarının tedavisi genelde oldukça zaman alır. Kişiler tedavi süresince iniş çıkışlar yaşayabilirler. Yeme bozukluğu yerleştikçe tedavisi daha zor olacağı için tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar olumlu sonuç alınır.
Çocuklarda Yeme Sorunları
    Çoğu zaman çocuklarımızla mücadeleler yaşar, onlarla bebeklikten itibaren pek çok konuda çatışmaya gireriz, ister istemez. Bu çatışmalardan en belirginidir yemek üzerindeki mücadele.
     Çocuklar için yemek gelişimsel bir basamaktır. Yemek alışkanlığı çocuğun duygu durumuna, bağımsızlığına, bireyselleşmesine, motor gelişimine, ebeveynleri ile uzun dönem ilişkisine ve huyunun oluşumuna yol açar.

     Yeme sorunları çocuk 1-2 yaşlarındayken kendini göstermeye başlar. Çocuk bağımsızlığını ilan etme yolunda ilk çabasını yemek seçerek veya yemeği reddederek dile getirir. Anne telaşlanır, korkar, kızar ve hatta suçluluk duyar. Böylelikle savaş başlamıştır. Her öğünde bu tansiyon hissedilmeye, hatta gittikçe şiddetlenmeye başlar. Bir kısır döngüye giren durum çocuğun gittikçe daha az yemek yemesine yol açacaktır. Daha da önemlisi bu karşı koyma ve çatışma çocuğun diğer davranışlarına da yansıyacak; uyku düzeni, tuvalet eğitimi ve istekleri ertelemede ebeveynler güçlük yaşamaya başlayacaktır.

     Bebeklik dönemi (1 yaş) yeme davranışına bağlı problemleri üçe ayırabiliriz: anne sütünün yetersizliği ve normalin altında besleme çocuk doktorlarının müdahalesine ihtiyaç duyulacak bir durumdur. 2. problem özellikle anne sütü almayan bebeklerde rastlanan gereğinden fazla besleme sıkıntısıdır. Bu durumda annenin suçluluk duygusu ve sosyokültürel etkilerin önemli olduğu gözlenmektedir. Uzmanların önerisi ilk 6 ay anne sütü ile çoğu beslemek olmaktadır.            Diğer taraftan günlük süt veya besin miktarı da çocuk doktorlarının önerdiği seviyeyi geçmemelidir. Sonuncu olarak anneler sık sık beslenme sonrası bebeklerin çeşitli yollarla besini çıkartmasından şikâyet ederler. Bu durumda önerilen yemek öncesi ve sonrası bebeğin sakin bir ortamda olması, kucağa alınmaması, hareket halinde bırakılmaması ve öğünün gerekli miktarların üstüne çıkartılmamasıdır.

      2-3 yaşlarında yeme problemleri daha sık meydana gelmekte, anneleri etkilemektedir. Bu yaşlar çocuk için zor yaşlardır, çünkü bebek kendi özgürlüğünü kazanmaya, bireyselleşmeye çalışmakla birlikte anne ve babasından da kopmamaya uğraşır. Bu yaşlarda (özellikle 3 yaşında) bebek bedensel ihtiyaçlarının farkına varır, kaşık, çatal tutarak kendi beslenme ihtiyacını giderebilir. Anneler için bu durum pek çok açıdan zordur. Anne bebeğinin kendinden uzaklaşmasından endişe duyabilir.
Bu dönemde de 3 tür şikâyetle anneler uzmanlara başvurmaktadır:
  1. Yemek seçme
  2. Yemeyi reddetme veya ağızda bekletme
  3. Yemek esnasında ayağa kalkma dolaşma
Çocuklarımız sosyalleşmeye başladığı andan itibaren onları anaokulları, yuvalara göndeririz. 6 yaşından sonra ise artık okul çağı gelmiştir. Yeme davranışlarında sorun yaşayan ve bu davranışları artık pekiştirmiş bir çocuğun okul dönemi beslenme düzenini oturtmak da ebeveynler için güç bir durum haline gelebilmektedir. Bu nedenle anne-babalara çocuklarının küçük yaşlarından itibaren birtakım görevler düşmektedir.

Yeme Bozukluklarının Sebepleri
Şişmanlık, sosyo-kültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, mükemmeliyetçilik, diyet yapma, ergenlik dönemi ve genetik etkiler yeme bozukluklarının başlıca oluşum nedenlerindendir. Vücut hoşnutsuzluğu ve kilo kaygısı, kişiyi diyet yapmaya yönelttiği için bulimik semptomları arttırıyor. Diyet yapmak, tıkınırcasına yeme ve bulimiya başlama riskini arttırıyor. Diyet kurallarını bozma da aşırı yemeyle sonuçlanıyor.

Ergenlik döneminde genç kızlardaki yağ dokusunun artması ve erken adet görme gibi faktörler de vücut hoşnutsuzluğu ve dolayısıyla yeme patolojisi gelişmesini sağlayabiliyor. Uzmanlara göre toplumdaki bazı gruplar yeme bozukluğu gelişmesine daha yatkın. Örneğin dansçılar, modeller gibi isleri dolayısıyla zayıf olması gereken kişiler, psikiyatrik bozukluğu olanlar, ailelerinde depresyon, yeme bozukluğu ya da alkolizm görülenlerde yeme bozukluğu hastalıkları daha yüksek oranda görülüyor. Araştırmalar, bulimiklerde alkol, sigara, kafein ve ilaç kullanımının normalden daha fazla olduğunu gösteriyor. Hatta alkolikler ile bulimikler arasında geçişten söz etmek mümkün.

Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist
U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


**


18 Aralık 2019 Çarşamba

Psikoloji: Mevsimsel Depresyon


Havalar soğudukça ve güneşten faydalanılan zaman azaldıkça ister istemez vücut enerjisinde bir düşüş yaşanıyor. Böyle günlerde yataktan çıkmak istemiyor, işe veya okula gitmek size zor geliyor ve halsizliğiniz, isteksizliğiniz günden güne artarak günlük işlerinizi yerine getirmenizde size zorluk çıkarıyorsa mevsimsel depresyon yaşıyor olabilirsiniz.

Mevsimsel geçişleri duygu-durum bozukluklarının en arttığı zamanlardır. Özellikle bipolar bozukluğa sahip olan bireyler için uyum süresi biraz daha zorlu geçmektedir. Gün ışığının azalmasına beynin verdiği tepki, kişilerde ruhsal değişikliklere yol açmaktadır. İnsanların uyku ve uyanıklık döngüsünde etkili olan serotonin ve melatonin hormonlarının seviyelerindeki değişimler, kişilerin ruh hallerine ve enerji düzeylerine doğrudan etki etmektedir. Günlerin kısalmaya başlamasıyla birlikte sonbahar ve kış mevsimlerinde güneş ışığından yararlandığımız sürenin azalması melatonin düzeyinde artışa ve serotonin düzeyinde azalmaya sebep oluyor. Bu durum da depresyon oluşumuna uygun zemin hazırlıyor.

Mevsimsel depresyonun belirtileri

·        İsteksizlik, yorgunluk, halsizlik
·        Mutsuzluk, umutsuzluk
·        Kaygı seviyesinde artış
·        Uyku düzeninde değişiklikler (çok veya az uyuma durumu)
·        İştah düzeyinde değişiklikler (iştah artışı ve çok yeme veya iştahsızlık ve yemek yememe)
·        Yaşama dair isteksizlik, uğraşmak istememe
·        Günlük İşlev kaybı
·        Dikkat dağınıklığı, dikkati toplamada güçlük yaşama
·        Değersizlik, sevilmeme ve suçlanma hisleri


Güneş Işığından faydalanın
Mümkün olduğunca gün ışığından faydalanmak için kendinize kısa da olsa molalar yaratın. Açık havaya çıkmak serotonin salınımınızı artıracaktır. Öğle yemeklerinizi, iş molalarınızı mümkün oldukça açık havada değerlendirin.

Hareket edin
Düzenli olarak bir spor rutininiz olmasa bile yürüyüş yaparak mevsimsel depresyona savaş açabilirsiniz. Spor yapmak, hormonlarınızı harekete geçireceğinden kendinizi daha iyi ve mutlu hissetmenize yardımcı olacaktır. Haftada en az 3 gün, günde 30 dakika yürüyüş yapmakla başlayabilirsiniz mesela.

İlgi alanlarınıza yönelin
İlgi alanlarınızın ve neleri yapmaktan keyif aldığınızın farkına varın. Kişisel sorumluluklarınız arasında kendinize zaman ayırmayı ihmal etmeyin. Bu zamanlarda zihninizi boşaltmanıza yardımcı olacak, size dinginlik verecek bir aktivite ile uğraşın. Farkındalıklarınıza yönelik olarak psikoloji atölyelerine katılabilir veya el sanatlarına yönelik faaliyetlere yönelebilirsiniz. Kendinize zaman aralıkları tanımadığınızda özellikle olumsuz duyguları daha yoğun yaşayabilirsiniz.

Beslenmenize dikkat edin
Sağlıklı beslenme, depresyonla mücadelede çok önemli bir yere sahipir. Aşırı mutsuzluk halinde serotonin salımı azaldığından en kolayından hamur işi ve şekerli gıdalara yönelme durumu artıyor. Karbonhidrat ve şekerli gıdaları fazla tüketmekten mümkün olduğunca uzak durun. Aşırı tüketimlerinde kilo alımı ve vücutta yağlanmaya sebebiyet veren bu gıdaların yarattıkları haz ve verdikleri mutluluk geçicidir. Size iyi geldiğini düşündüğünüz için sürekli olarak tükettiğiniz bu gıdalar sonucu aldığınız kilolar sizin daha mutsuz olmanıza sebep olabilir. Depresyon sürecinde yeme düzeni konusunda bir uzmandan destek almanız iyi olacaktır.

Kişisel Sınırlarınızı koruyun
Aslında hiç de istemediğiniz ve sevmediğiniz şeyleri yanlış anlaşılma, sevilmeme ve yalnız kalma kaygılarından dolayı reddetmediğinizde üzerinizde fazla bir ağırlık hissedebilirsiniz. Bu sorumluluklar sizi ilerleyen süreçlerde daha fazla yorar ve kendinizi mutsuz hissetmenize yol açar. Kişisel sınırlarınızı çizip de sizin doğru ve yanlışlarınızı bilerek ilerlediğinizde kendinize olan sevgi ve saygınızın arttığını, özgüveninizin tazalendiğini fark edeceksiniz.

Ertelemeyin
Yapmak istediğiniz şeyleri, sabah kalkmak için kurduğunuz saati, harekete geçmek için uygun zemin olduğu halde bir türlü hayata geçiremediğiniz planları uygulamayı ertelemeyin. Ertelediğiniz her şey ilerleyen zamanlarda size daha ağır bir yük olarak gelmeye başlayacaktır.

Sosyalleşin
Havanın yarattığı kasvetin sizin içsel huzurunuzu ele geçirmesine izin vermeyin. Ailenize, arkadaşlarınıza, sevdiklerinize zaman ayırın. Sağlıklı sosyal ilişkiler içinde olmanız, ruhunuzu besleyecek ve depresyona karşı güçlü bir savaşçı olarak size destek olacaktır. Hatta imkanlarınız dahilindeyse küçük bir tatil kaçamağı da yapabilirsiniz.

Uyku düzeninize dikkat edin
Uyuduğunuz ve uyandığınız saatlere, uyuduğunuz odanın sıcaklığına, ışığına, dış seslerden korunaklı olmasına dikkat edin. Cep telefonu ve televizyon ışığı uykunun kalitesini azalttığından sabah uyandığınızda kendinizi dinlenmemiş hissedebilirsiniz. Uyku sırasında salgılanan melatonin hormonu dış etkiler nedeniyle azaldığında kişide mutsuzluk ve yorgunluk hali gözleniyor. Akşamları özellikle saat 23.00 – 03.00 arası uykuda olunması melatonin hormonunun artmasına yardımcı olmaktadır.

Uzmana danışın
Bazı durumlarda içinde bulunulan durum, onun yarattığı düşünceler ve düşüncelerin beraberinde getirdiği duygularla baş etmek zor olabiliyor. Günlük hayatınıza devam ederken zorlanıyorsanız, işlev kaybınız varsa ve üstesinden gelemiyorsanız mutlaka bir uzmandan destek alın. Çünkü depresyon tedavi edilmediğinde kişinin sağlığını, aile, okul-iş hayatını ve sosyal ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemektedir. Ve unutulmaması gerekir ki ruh ve beden sağlığı bir bütün olduğundan tedavi edilmeyen ruhsal problemler, ilerleyen zamanlarda bedensel sıkıntılara da sebebiyet verebilmektedir.


Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist
U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


**

12 Aralık 2019 Perşembe

Psikoloji Atölyesi: Farkındalık üzerine Sanat Terapisi


Kadıköy Belediyesi'ne bağlı Rasimpaşa Gönüllüevi'nde 2 aşamadan oluşan "Sanat Terapi" konulu Psikoloji atölyemizi gerçekleştirdik.


1. uygulamamızda, katılımcılarımızın duygularını ortaya çıkaran çalışma ile içsel farkındalıklarını kazandırmayı hedefledik.



2. uygulamamızda, katılımcılarımızın farkına vardıkları duyguları çizip renklendirerek rahatlamalarını sağladık.



Tüm katılımcılarımızı değerli paylaşımları ve bize verdikleri geri bildirimleri için çok teşekkür ederiz.


Daha kapsamlı ve uygulamalı Psikoloji atölyelerimiz ve uygulamalarımız 2020 Ocak ayı içerisinde başlayacaktır.



Terapi hizmetlerimizden faydalanmak, atölye çalışmalarımızla ilgili bilgi almak ve ön kayıt yaptırmak için iletişime geçebilirsiniz.

Randevu ve iletişim: 0531 282 83 97


Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist
U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


**