yeme bozuklukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeme bozuklukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Mart 2020 Pazar
Psikoloji: Duygusal Yeme Atakları
Etiketler:
bitki çayları,
corona,
duygusal yeme,
evdekal,
evindekaltürkiye,
korona,
online terapi,
psikoloji,
psikoterapist,
Sezin Çelikkanat,
terapi,
terapist,
yeme bozuklukları
19 Aralık 2019 Perşembe
Psikoloji: Yeme Bozuklukları
Yeme bozukluğu, kökeni duygusal sorunlara dayanan yeme davranışlarındaki
bozukluklardır. Yeme bozukluğu olan kişilerin yemek ve kilo ile ilgili
takıntıları vardır. Bunun yanı sıra bedenleri ve kiloları, gün içerisinde ne
yedikleri, ne kadar yedikleri, aldıkları besinlerin kalori değerleri günlük
düşüncelerinin önemli bir kısmını kapsar.
Yeme bozuklukları yemekle ya da kilodan çok kişinin duygusal problemlerini
yemeği kullanarak dışa vurum şeklidir. Diğer bir deyişle, problemin temelinde
yemek, kalori, kilo gibi kaygılardan çok daha fazlası vardır. Ancak doğru
tedavi uygulanırsa kişiler iyileşebilir.
Yeme bozukluklarının tedavisi genelde oldukça zaman alır. Kişiler tedavi
süresince iniş çıkışlar yaşayabilirler. Yeme bozukluğu yerleştikçe tedavisi
daha zor olacağı için tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar olumlu sonuç
alınır.
Çocuklarda
Yeme Sorunları
Çoğu zaman çocuklarımızla mücadeleler
yaşar, onlarla bebeklikten itibaren pek çok konuda çatışmaya gireriz, ister
istemez. Bu çatışmalardan en belirginidir yemek üzerindeki mücadele.
Çocuklar için yemek gelişimsel bir
basamaktır. Yemek alışkanlığı çocuğun duygu durumuna, bağımsızlığına,
bireyselleşmesine, motor gelişimine, ebeveynleri ile uzun dönem ilişkisine ve
huyunun oluşumuna yol açar.
Yeme sorunları çocuk 1-2 yaşlarındayken
kendini göstermeye başlar. Çocuk bağımsızlığını ilan etme yolunda ilk çabasını
yemek seçerek veya yemeği reddederek dile getirir. Anne telaşlanır, korkar,
kızar ve hatta suçluluk duyar. Böylelikle savaş başlamıştır. Her öğünde bu
tansiyon hissedilmeye, hatta gittikçe şiddetlenmeye başlar. Bir kısır döngüye
giren durum çocuğun gittikçe daha az yemek yemesine yol açacaktır. Daha da
önemlisi bu karşı koyma ve çatışma çocuğun diğer davranışlarına da yansıyacak;
uyku düzeni, tuvalet eğitimi ve istekleri ertelemede ebeveynler güçlük yaşamaya
başlayacaktır.
Bebeklik dönemi (1 yaş) yeme davranışına
bağlı problemleri üçe ayırabiliriz: anne sütünün yetersizliği ve normalin
altında besleme çocuk doktorlarının müdahalesine ihtiyaç duyulacak bir
durumdur. 2. problem özellikle anne sütü almayan bebeklerde rastlanan
gereğinden fazla besleme sıkıntısıdır. Bu durumda annenin suçluluk duygusu ve
sosyokültürel etkilerin önemli olduğu gözlenmektedir. Uzmanların önerisi ilk 6
ay anne sütü ile çoğu beslemek olmaktadır. Diğer taraftan günlük süt veya besin
miktarı da çocuk doktorlarının önerdiği seviyeyi geçmemelidir. Sonuncu olarak
anneler sık sık beslenme sonrası bebeklerin çeşitli yollarla besini
çıkartmasından şikâyet ederler. Bu durumda önerilen yemek öncesi ve sonrası
bebeğin sakin bir ortamda olması, kucağa alınmaması, hareket halinde
bırakılmaması ve öğünün gerekli miktarların üstüne çıkartılmamasıdır.
2-3 yaşlarında yeme problemleri daha sık
meydana gelmekte, anneleri etkilemektedir. Bu yaşlar çocuk için zor yaşlardır,
çünkü bebek kendi özgürlüğünü kazanmaya, bireyselleşmeye çalışmakla birlikte
anne ve babasından da kopmamaya uğraşır. Bu yaşlarda (özellikle 3 yaşında)
bebek bedensel ihtiyaçlarının farkına varır, kaşık, çatal tutarak kendi
beslenme ihtiyacını giderebilir. Anneler için bu durum pek çok açıdan zordur.
Anne bebeğinin kendinden uzaklaşmasından endişe duyabilir.
Bu dönemde de 3 tür
şikâyetle anneler uzmanlara başvurmaktadır:
- Yemek seçme
- Yemeyi reddetme veya ağızda
bekletme
- Yemek esnasında ayağa kalkma
dolaşma
Çocuklarımız
sosyalleşmeye başladığı andan itibaren onları anaokulları, yuvalara göndeririz.
6 yaşından sonra ise artık okul çağı gelmiştir. Yeme davranışlarında sorun
yaşayan ve bu davranışları artık pekiştirmiş bir çocuğun okul dönemi beslenme
düzenini oturtmak da ebeveynler için güç bir durum haline gelebilmektedir. Bu
nedenle anne-babalara çocuklarının küçük yaşlarından itibaren birtakım görevler
düşmektedir.
Yeme
Bozukluklarının Sebepleri
Şişmanlık,
sosyo-kültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, mükemmeliyetçilik, diyet yapma,
ergenlik dönemi ve genetik etkiler yeme bozukluklarının başlıca oluşum
nedenlerindendir. Vücut hoşnutsuzluğu ve kilo kaygısı, kişiyi diyet yapmaya
yönelttiği için bulimik semptomları arttırıyor. Diyet yapmak, tıkınırcasına
yeme ve bulimiya başlama riskini arttırıyor. Diyet kurallarını bozma da aşırı
yemeyle sonuçlanıyor.
Ergenlik döneminde genç
kızlardaki yağ dokusunun artması ve erken adet görme gibi faktörler de vücut
hoşnutsuzluğu ve dolayısıyla yeme patolojisi gelişmesini sağlayabiliyor.
Uzmanlara göre toplumdaki bazı gruplar yeme bozukluğu gelişmesine daha yatkın.
Örneğin dansçılar, modeller gibi isleri dolayısıyla zayıf olması gereken
kişiler, psikiyatrik bozukluğu olanlar, ailelerinde depresyon, yeme bozukluğu
ya da alkolizm görülenlerde yeme bozukluğu hastalıkları daha yüksek oranda
görülüyor. Araştırmalar, bulimiklerde alkol, sigara, kafein ve ilaç
kullanımının normalden daha fazla olduğunu gösteriyor. Hatta alkolikler ile
bulimikler arasında geçişten söz etmek mümkün.
Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist
U. Sezin Çelikkanat Mısırlı
**
Etiketler:
anadolu yakası psikolog,
anadolu yakası psikoloji,
kadıköy psikolog,
kadıköy psikoloji,
klinik psikolog,
psikoloji,
Sezin Çelikkanat,
terapsikoloji,
uzman psikolog,
yeme bozuklukları
6 Ağustos 2017 Pazar
Psikoloji: Depresyon Günlükleri
İki yıl öncesine kadar gayet zayıf bir kadındım ben. Zayıf ve
mutsuz. Özsaygısını yitirmiş, fazlasıyla incinmiş, hayattan bir beklentisi
olmayan (kalmayan) bir kadın. Üstelik henüz 25 yaşındayken! Henüz mesleğimle
kendimi yoğurmamış, henüz kendi derdime çare olamıyorken…
Sonuçta psikologların
da “önce insan” olduğu unutulmamalı; sanki doğaüstü varlıklarmışız gibi bizden
beklentisi aşırı yüksek insanları hiç anlamıyorum zira.
Büyük bir bunalımın
içerisine adım adım giriyordum. Sanki bir bataklık beni içine çekiyordu ben
farkına varmadan. Hoş, ben bunalım sürecinden bahsediyorum şu an ama o düpedüz
depresyondu. İçsel sebeplerden değil, aşağılanmış, örselenmiş, psikolojik
manipülasyonlara maruz kalmış olmanın neticesini yaşıyordum kendi iç dünyamda. Gerçekten
berbat hissediyordum kendimi.
Depresyon dendiğinde hayattan hiç zevk alamama,
yeme-içmeden kesilme, uyuyamama gibi belirtiler geliyor ya hani akla ilk
olarak. İşte bu belirtiler aslında “tipik depresyon” belirtileri. Bir de bunun “atipik
depresyon” boyutu var ki, aşırı yemek yeme, aşırı uyuma ama yemeye de uykuya da
doymama halini içinde barındırıyor. Yani psikolojik açlığı diğer fizyolojik
ihtiyaçlarını aşırı doyurarak karşılamaya çalışma bozukluğu. Benim durumum tam
olarak buydu. Bu duygusal çöküntüden kurtulmanın yolunun ise bu duygusal
manipülasyonlara kendimi daha fazla maruz bırakıp kendimi hissizleştirmek
olduğunu sanıyordum. Denedim de bunu. Sonunda duygusuz, her şeyi değersiz bir
obje gibi görmeye başlayan bir robota dönüştüm. Mutlu muydum? Hayır. Eğer ki
antidepresan tedavisine başlamasaydım 2 yıl önceki travmalarım uykumda benim kendi üzerime çullanıp da kendimi yastıkla boğmama bile sebep olabilirdi. Enteresan değil
mi? Kendime zarar verirsem bu durumdan kurtulabileceğimi düşünüyordum. Üstelik artık
iyice hissizleşmiştim. Sürekli yiyordum. Sürekli uyuyordum. Ne yemeye ne de
uykuya doyuyordum. Hislerimi kaybettiğim gibi doyum algımı da yitirmiştim. Farkındalığım
sadece içsel huzuruma çalışıyordu. İnsanları kullanmaya başlamıştım. Kendimi çok
sevdiğimi söyleyip gittikçe kendimden soğuyordum. Beden algım bozulmaya
başlamıştı. Sürekli kilo alıyordum. Kilo takıntısı olan bir annem ve babam
olduğundan onlarla geçirdiğim zamanı da en aza indirmiştim. Yemeye devam
ediyordum. Aldığım kilolar sinirimi bozdukça daha da yiyordum. Tüm nefretimi,
öfkemi yediklerimden ve dolayısıyla kendimden çıkarırcasına… Boyuna yiyordum. Sürekli
para harcıyordum. Sürekli kıyafet alıyordum. Gün aşırı. Yetmiyordu. Hiçbir şey
bana haz vermiyordu. Kredi kartı limitlerimi zorluyordum. Ben harcadıkça banka,
kredi kartı limitimi artırıyordu. Yemek yiyordum sürekli. Kilo aldıkça yeni kıyafet
alıyordum. Borç içinde yüzdükçe daha da mutsuz oluyordum. Birden tartıya
çıktığımda hayatımda hiç görmediğim bir sayı gördüm. “Hayır, ben kendimi böyle
istemiyorum” dedim. Fakat durduramıyordum kendimi.
Kasım ayında başladığım
antidepresan benim ruh durumumun benlik saygısı kısmını düzeltmiş ve vücudumu
serotonin ile doldurmuştu, 27 yaş sendromuyla birlikte intihara olan meylim ortadan kalkmış gibiydi fakat bir eksik vardı. Beni kendime getiren bir şey
olmalıydı. Ve o mucize gerçekleşti. Artık yenilenme zamanım gelmişti. Düştüğüm yerden kalkacak gücü kendimde buluyordum...
*********Devamı Gelecek*********
12 Şubat 2016 Cuma
Psikoloji: Yeme Bozuklukları
Yeme bozukluğu, kökeni duygusal sorunlara dayanan yeme
davranışlarındaki bozukluklardır. Yeme bozukluğu olan kişilerin yemek ve kilo
ile ilgili takıntıları vardır. Bunun yanı sıra bedenleri ve kiloları, gün
içerisinde ne yedikleri, ne kadar yedikleri, aldıkları besinlerin kalori
değerleri günlük düşüncelerinin önemli bir kısmını kapsar.
Yeme bozuklukları yemekle ya da kilodan çok kişinin
duygusal problemlerini yemeği kullanarak dışa vurum şeklidir. Diğer bir
deyişle, problemin temelinde yemek, kalori, kilo gibi kaygılardan çok daha
fazlası vardır. Ancak doğru tedavi uygulanırsa kişiler iyileşebilir.
Yeme bozukluklarının tedavisi genelde oldukça zaman
alır. Kişiler tedavi süresince iniş çıkışlar yaşayabilirler. Yeme bozukluğu
yerleştikçe tedavisi daha zor olacağı için tedaviye ne kadar erken başlanırsa o
kadar olumlu sonuç alınır.
Çocuklarda Yeme Sorunları
Çoğu zaman çocuklarımızla mücadeleler
yaşar, onlarla bebeklikten itibaren pek çok konuda çatışmaya gireriz, ister istemez.
Bu çatışmalardan en belirginidir yemek üzerindeki mücadele.
Çocuklar için yemek gelişimsel bir
basamaktır. Yemek alışkanlığı çocuğun duygu durumuna, bağımsızlığına,
bireyselleşmesine, motor gelişimine, ebeveynleri ile uzun dönem ilişkisine ve
huyunun oluşumuna yol açar.
Yeme sorunları çocuk 1-2 yaşlarındayken
kendini göstermeye başlar. Çocuk bağımsızlığını ilan etme yolunda ilk çabasını
yemek seçerek veya yemeği reddederek dile getirir. Anne telaşlanır, korkar,
kızar ve hatta suçluluk duyar. Böylelikle savaş başlamıştır. Her öğünde bu
tansiyon hissedilmeye, hatta gittikçe şiddetlenmeye başlar. Bir kısır döngüye
giren durum çocuğun gittikçe daha az yemek yemesine yol açacaktır. Daha da
önemlisi bu karşı koyma ve çatışma çocuğun diğer davranışlarına da yansıyacak;
uyku düzeni, tuvalet eğitimi ve istekleri ertelemede ebeveynler güçlük yaşamaya
başlayacaktır.
Bebeklik dönemi (1 yaş) yeme davranışına
bağlı problemleri üçe ayırabiliriz: anne sütünün yetersizliği ve normalin
altında besleme çocuk doktorlarının müdahalesine ihtiyaç duyulacak bir
durumdur. 2. problem özellikle anne sütü almayan bebeklerde rastlanan
gereğinden fazla besleme sıkıntısıdır. Bu durumda annenin suçluluk duygusu ve
sosyokültürel etkilerin önemli olduğu gözlenmektedir. Uzmanların önerisi ilk 6
ay anne sütü ile çoğu beslemek olmaktadır. Diğer taraftan günlük süt veya
besin miktarı da çocuk doktorlarının önerdiği seviyeyi geçmemelidir. Sonuncu
olarak anneler sık sık beslenme sonrası bebeklerin çeşitli yollarla besini
çıkartmasından şikâyet ederler. Bu durumda önerilen yemek öncesi ve sonrası
bebeğin sakin bir ortamda olması, kucağa alınmaması, hareket halinde
bırakılmaması ve öğünün gerekli miktarların üstüne çıkartılmamasıdır.
2-3 yaşlarında yeme problemleri daha sık
meydana gelmekte, anneleri etkilemektedir. Bu yaşlar çocuk için zor yaşlardır,
çünkü bebek kendi özgürlüğünü kazanmaya, bireyselleşmeye çalışmakla birlikte
anne ve babasından da kopmamaya uğraşır. Bu yaşlarda (özellikle 3 yaşında)
bebek bedensel ihtiyaçlarının farkına varır, kaşık, çatal tutarak kendi
beslenme ihtiyacını giderebilir. Anneler için bu durum pek çok açıdan zordur.
Anne bebeğinin kendinden uzaklaşmasından endişe duyabilir.
Bu
dönemde de 3 tür şikâyetle anneler uzmanlara başvurmaktadır:
1. Yemek
seçme
2. Yemeyi
reddetme veya ağızda bekletme
3. Yemek
esnasında ayağa kalkma dolaşma
Çocuklarımız
sosyalleşmeye başladığı andan itibaren onları anaokulları, yuvalara göndeririz.
6 yaşından sonra ise artık okul çağı gelmiştir. Yeme davranışlarında sorun
yaşayan ve bu davranışları artık pekiştirmiş bir çocuğun okul dönemi beslenme
düzenini oturtmak da ebeveynler için güç bir durum haline gelebilmektedir. Bu
nedenle anne-babalara çocuklarının küçük yaşlarından itibaren birtakım görevler
düşmektedir.
Yeme Bozukluklarının Sebepleri
Şişmanlık,
sosyo-kültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, mükemmeliyetçilik, diyet yapma,
ergenlik dönemi ve genetik etkiler yeme bozukluklarının başlıca oluşum
nedenlerindendir. Vücut hoşnutsuzluğu ve kilo kaygısı, kişiyi diyet yapmaya
yönelttiği için bulimik semptomları arttırıyor. Diyet yapmak, tıkınırcasına
yeme ve bulimiya başlama riskini arttırıyor. Diyet kurallarını bozma da aşırı
yemeyle sonuçlanıyor.
Ergenlik
döneminde genç kızlardaki yağ dokusunun artması ve erken adet görme gibi
faktörler de vücut hoşnutsuzluğu ve dolayısıyla yeme patolojisi gelişmesini
sağlayabiliyor. Uzmanlara göre toplumdaki bazı gruplar yeme bozukluğu
gelişmesine daha yatkın. Örneğin dansçılar, modeller gibi isleri dolayısıyla
zayıf olması gereken kişiler, psikiyatrik bozukluğu olanlar, ailelerinde
depresyon, yeme bozukluğu ya da alkolizm görülenlerde yeme bozukluğu
hastalıkları daha yüksek oranda görülüyor. Araştırmalar, bulimiklerde alkol,
sigara, kafein ve ilaç kullanımının normalden daha fazla olduğunu gösteriyor.
Hatta alkolikler ile bulimikler arasında geçişten söz etmek mümkün.
Etiketler:
alkolizm,
anoreksiya,
antidepresan,
bulimia,
çocuk,
çocuk psikolojisi,
kalori,
kilo,
kilo takıntısı,
oral fiksasyon,
psikolog,
psikoloji,
psikoterapi,
tedavi,
yeme bozuklukları,
yeme sorunları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




