psikoterapi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoterapi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2020 Çarşamba

Psikoloji: Ertele-me!


Zaman yönetimi yetersizliği, bir işi gerçekleştirebileceğine dair inançları, göreve dair hissettiği rahatsızlık, mükemmeliyetçilik, başarısız olma korkusu, gerçekdışı beklentiler, çalışma alışkanlıkları, reddedilme, terk edilme, beğenilmeme korkuları (belirsizliğe tahammül edememe) gibi nedenler ertelemeye neden olmaktadır.

Erteleme ile ​Başa Çıkma Yöntemleri:
  • ·         Harekete geçin! (bunun için kendinize slogan belirleyin: sadece yap, şimdi değilse ne zaman, istek eylemden sonra gelir gibi)
  • ·         Ertelediğiniz işleri önem sırasına koyarak listeleyin.
  • ·         Erteleme nedenlerinizi yazın ve bunları değerlendirin. Bunlar gerçekten engel mi oluşturuyor yoksa mazeret mi?
  • ·         Ertelemenin ikincil kazançlarını belirleyin.
  • ·         Ertelemenize neden olan kaygılarınızla baş etmek için olumsuz gerçek olmayan düşüncelerinizi değiştirmeye ve yerine gerçekçi olumlu düşünceler koymaya çalışın.
  • ·         Gerçekçi ve somut amaçlar belirleyin.
  • ·         Mükemmeliyetçi değil, ulaşılabilir ve gerçekçi hedefler belirleyin.
  • ·         Harekete geçmek için bir işaret olmasını beklemeyin. Gerekli isteğin ve motivasyonun varlığını kendiniz yaratın.




U. Sezin Çelikkanat Mısırlı
Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist

**

21 Mart 2020 Cumartesi

Psikoloji: Sınırlar


Sınırlar dendiğinde aklımıza gelenleri ele alarak soyuttan somuta örneklerle hayatımıza sınır çekmeyi tartıştık.


Sınırlandırmanın ne zaman, nerede, ne şekilde olması gerektiğini vurgulayarak "Kişisel sınırlarınız sizin özgürlük alanınızdır!" vurgusu yaptık.



İnteraktif bir şekilde yürüttüğümüz etkinliğimizde söz sırası değerli katılımcılarımıza geldiğinde birbirlerine söz sırası vererek ve söz alarak sınır çizerken öncelik sıralaması yapmanın önemini vurgulamış olduk.


Her adımını örneklerle ve sosyal etkileşimle birleştirdiğimiz seminerimizin atölye kısmında katılımcılarımıza dağıttığımız yönergelerle kişisel sınırlarına müdahalede ne kadar esnek olduklarının farkına varmalarını sağladık.


**

3 Aralık 2019 Salı

Psikoloji: Psikolog Seçimi

Danışanların psikoloğa giderken en zorlandıkları konulardan birisidir psikolog seçimi. Günümüzde psikologların herhangi bir meslek yasası olmadığından kural ihlallerine oldukça açık hale gelmesi işini iyi yapan psikologları üzdüğü ve sinirlendirdiği kadar danışanları da şüpheye düşürüyor.


Öncelikle gittiğiniz veya gitmeyi düşündüğünüz psikoloğun diplomasını görme hakkınız olduğunu asla unutmayın! Herhangi bir gizleyeceği durumu olmayan psikologlar diplomalarını zaten herkesin görebileceği bir yere koymaktadır. Burada önemli olan nokta üniversite lisans diplomasının branşının mutlaka ama mutlaka psikoloji olmasıdır. Çünkü felsefe grubu mezunları (sosyoloji ve felsefe), işletme, iktisat, ekonomi mezunları yani mezun olunan lisans bölümü ayırt etmeksizin aldığı bir psikoloji eğitimi veya temeli olmadan yani lisans bölümü psikoloji olmadan yüksek lisans ve/veya doktora eğitimini psikoloji üzerine alıp mesleği kötüye kullanan insanların sayısı oldukça fazla ne yazık ki. Bu durumda öncelikli olarak gitmeyi düşündüğünüz uzmanın lisans bölümünü öğrenmek çok önemlidir.



Lisans derecesi psikoloji olan bir kişi sadece psikolog etiketine sahiptir. Terapi eğitimlerini almış, süpervizyonlarını tamamlamış ve belli bir deneyime ulaşmış olan kişi Terapist ünvanını da kazanıyor. "Terapist" ve "Psikoterapist" olan kişilerin hem psikoloji lisansını hem de belli bir alanda terapi eğitimini alıp üzerine kendini geliştirmiş olması gerekmektedir. Terapi eğitimi almamış ve bu süreçleri tamamlamamış olan kişi terapi yapamaz ve terapist olamaz.



Yüksek lisans yapmayan bir psikolog "Uzman Psikolog" olamaz. "Klinik Psikoloji" haricinde psikolojinin diğer alanlarında yüksek lisans yapmış olan bir kişi de "Klinik Psikolog" olmuyor. Yani Klinik Psikolog olmak için önce Psikoloji lisansı, ardından da Klinik Psikoloji yüksek lisansı yapmış olması gerekiyor. Terapi eğitimi veya eğitimlerini de alıp süpervizyonlarını tamamlamışsa "Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist" olabilir. Klinik Psikoloji haricindeki psikoloji yüksek lisans programlarından birini yapan kişi ise "Uzman Psikolog" sıfatına sahip oluyor.



Buraya kadar sadece eğitim kısmına odaklanarak anlattım.Bundan sonraki aşama ise Psikoloğun çalıştığı alanların incelenmesi. Yani siz hangi ihtiyacınız için bu psikoloğa gitmek istiyorsunuz? Ve bu alan, psikoloğun çalışma alanlarından biri midir? Bunu araştırmak için günümüz teknoloji ve dijital çağında google'a yazdığınızda araştırdığınız kişinin bilgilerine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. tavsiyeediyorum.com  doktortakvimi.com  doktorsitesi.com araştırma yapabileceğiniz sayfalardan sadece birkaçı. 



Gerçekten fayda sağlamak için kendisini yaşam koçu, danışman, bioenejist, nlp uzmanı olarak tanıtan kişilerden olabildiğince uzak durun ve kalıcı&etkili sonuçlar alarak iyileşme sürecinizi görebilmeniz için bilimin ışığından uzaklaşmayan "Uzman Klinik Psikolog"ları tercih edin.



Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist U. Sezin Çelikkanat Mısırlı



**

12 Şubat 2016 Cuma

Psikoloji: Yeme Bozuklukları

Yeme bozukluğu, kökeni duygusal sorunlara dayanan yeme davranışlarındaki bozukluklardır. Yeme bozukluğu olan kişilerin yemek ve kilo ile ilgili takıntıları vardır. Bunun yanı sıra bedenleri ve kiloları, gün içerisinde ne yedikleri, ne kadar yedikleri, aldıkları besinlerin kalori değerleri günlük düşüncelerinin önemli bir kısmını kapsar.
Yeme bozuklukları yemekle ya da kilodan çok kişinin duygusal problemlerini yemeği kullanarak dışa vurum şeklidir. Diğer bir deyişle, problemin temelinde yemek, kalori, kilo gibi kaygılardan çok daha fazlası vardır. Ancak doğru tedavi uygulanırsa kişiler iyileşebilir.
Yeme bozukluklarının tedavisi genelde oldukça zaman alır. Kişiler tedavi süresince iniş çıkışlar yaşayabilirler. Yeme bozukluğu yerleştikçe tedavisi daha zor olacağı için tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar olumlu sonuç alınır.

Çocuklarda Yeme Sorunları
    Çoğu zaman çocuklarımızla mücadeleler yaşar, onlarla bebeklikten itibaren pek çok konuda çatışmaya gireriz, ister istemez. Bu çatışmalardan en belirginidir yemek üzerindeki mücadele.
     Çocuklar için yemek gelişimsel bir basamaktır. Yemek alışkanlığı çocuğun duygu durumuna, bağımsızlığına, bireyselleşmesine, motor gelişimine, ebeveynleri ile uzun dönem ilişkisine ve huyunun oluşumuna yol açar.
     Yeme sorunları çocuk 1-2 yaşlarındayken kendini göstermeye başlar. Çocuk bağımsızlığını ilan etme yolunda ilk çabasını yemek seçerek veya yemeği reddederek dile getirir. Anne telaşlanır, korkar, kızar ve hatta suçluluk duyar. Böylelikle savaş başlamıştır. Her öğünde bu tansiyon hissedilmeye, hatta gittikçe şiddetlenmeye başlar. Bir kısır döngüye giren durum çocuğun gittikçe daha az yemek yemesine yol açacaktır. Daha da önemlisi bu karşı koyma ve çatışma çocuğun diğer davranışlarına da yansıyacak; uyku düzeni, tuvalet eğitimi ve istekleri ertelemede ebeveynler güçlük yaşamaya başlayacaktır.
     Bebeklik dönemi (1 yaş) yeme davranışına bağlı problemleri üçe ayırabiliriz: anne sütünün yetersizliği ve normalin altında besleme çocuk doktorlarının müdahalesine ihtiyaç duyulacak bir durumdur. 2. problem özellikle anne sütü almayan bebeklerde rastlanan gereğinden fazla besleme sıkıntısıdır. Bu durumda annenin suçluluk duygusu ve sosyokültürel etkilerin önemli olduğu gözlenmektedir. Uzmanların önerisi ilk 6 ay anne sütü ile çoğu beslemek olmaktadır.            Diğer taraftan günlük süt veya besin miktarı da çocuk doktorlarının önerdiği seviyeyi geçmemelidir. Sonuncu olarak anneler sık sık beslenme sonrası bebeklerin çeşitli yollarla besini çıkartmasından şikâyet ederler. Bu durumda önerilen yemek öncesi ve sonrası bebeğin sakin bir ortamda olması, kucağa alınmaması, hareket halinde bırakılmaması ve öğünün gerekli miktarların üstüne çıkartılmamasıdır.
      2-3 yaşlarında yeme problemleri daha sık meydana gelmekte, anneleri etkilemektedir. Bu yaşlar çocuk için zor yaşlardır, çünkü bebek kendi özgürlüğünü kazanmaya, bireyselleşmeye çalışmakla birlikte anne ve babasından da kopmamaya uğraşır. Bu yaşlarda (özellikle 3 yaşında) bebek bedensel ihtiyaçlarının farkına varır, kaşık, çatal tutarak kendi beslenme ihtiyacını giderebilir. Anneler için bu durum pek çok açıdan zordur. Anne bebeğinin kendinden uzaklaşmasından endişe duyabilir.
Bu dönemde de 3 tür şikâyetle anneler uzmanlara başvurmaktadır:
1.  Yemek seçme
2.  Yemeyi reddetme veya ağızda bekletme
3.  Yemek esnasında ayağa kalkma dolaşma
Çocuklarımız sosyalleşmeye başladığı andan itibaren onları anaokulları, yuvalara göndeririz. 6 yaşından sonra ise artık okul çağı gelmiştir. Yeme davranışlarında sorun yaşayan ve bu davranışları artık pekiştirmiş bir çocuğun okul dönemi beslenme düzenini oturtmak da ebeveynler için güç bir durum haline gelebilmektedir. Bu nedenle anne-babalara çocuklarının küçük yaşlarından itibaren birtakım görevler düşmektedir.

Yeme Bozukluklarının Sebepleri
Şişmanlık, sosyo-kültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, mükemmeliyetçilik, diyet yapma, ergenlik dönemi ve genetik etkiler yeme bozukluklarının başlıca oluşum nedenlerindendir. Vücut hoşnutsuzluğu ve kilo kaygısı, kişiyi diyet yapmaya yönelttiği için bulimik semptomları arttırıyor. Diyet yapmak, tıkınırcasına yeme ve bulimiya başlama riskini arttırıyor. Diyet kurallarını bozma da aşırı yemeyle sonuçlanıyor.

Ergenlik döneminde genç kızlardaki yağ dokusunun artması ve erken adet görme gibi faktörler de vücut hoşnutsuzluğu ve dolayısıyla yeme patolojisi gelişmesini sağlayabiliyor. Uzmanlara göre toplumdaki bazı gruplar yeme bozukluğu gelişmesine daha yatkın. Örneğin dansçılar, modeller gibi isleri dolayısıyla zayıf olması gereken kişiler, psikiyatrik bozukluğu olanlar, ailelerinde depresyon, yeme bozukluğu ya da alkolizm görülenlerde yeme bozukluğu hastalıkları daha yüksek oranda görülüyor. Araştırmalar, bulimiklerde alkol, sigara, kafein ve ilaç kullanımının normalden daha fazla olduğunu gösteriyor. Hatta alkolikler ile bulimikler arasında geçişten söz etmek mümkün.