11 Mayıs 2016 Çarşamba

Psikoloji: Peter Pan Sendromu


Yeni nesil büyümeyi reddediyor. Şimdilerde 25-40 yaş aralığındaki nesil ev satın almayı, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı, kariyer planı yapmayı bir hayal olarak görüyor. Oysa anne-babaları o yaştayken bunların birçoğunu yapmıştı
Geçenlerde babamla yemek yedik. Beni en sevdiği restorana götürdü ve birden, şimdiye kadar özenle uzak durduğu tarzda bir konuşma yapmaya başladı. Kendimi aile kurmaya hazır hissediyor muydum? Para biriktiriyor muydum? Birgün bir ev sahibi olmayı düşünüyor muydum? Kariyerimin bir sonraki adımını planlıyor muydum?
Bu soruları düşünce onun yüzüne boş gözlerle baktım ve tüm dünyadaki ergenlerin en çok kullandığı o cümleyi kurdum: “Bilmem”
Ancak tek bir sorun vardı; o da artık ergen olmadığım. 34 yaşındaydım.

Babam benim yaşımdayken altı yaşındaki kardeşimi ve sekiz yaşındaki beni okula götürüyor, oradan işe gidiyordu. Bir evi vardı. Kısacası, o dönem orta halli bir ailenin sahip olduğu her şeye sahipti.
Ben ise kız kardeşimle birlikte kirada oturuyordum ve açıkçası kenarda hiçbir yatırımım yoktu. Evlilik ve çocuk sahibi olma konusunda düşüncelerim ise sadece birer düşünceden ibaretti ve 23 yaşımdaki düşüncelerimden farksızdı. Benim kariyer planım, babamın dediği gibi bu hafta sonunu idare edecek kadardı. “Bunlara kafa yormayı düşünüyor musun? Artık 20 yaşında olmadığının farkındasın değil mi” diye sordu.
Açıkçası bundan pek de emin değildim. Birçok açıdan bir yetişkindim; vergilerimi ödüyordum, oy kullanıyordum, bazı kuruluşlara bağış yapıyordum ancak umutsuzca yaşımı inkar ediyordum.
Profesör Furied, yetişkinlerin Harry Potter, Açlık Oyunları, Twilight gibi çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek eserleri yakından takip etmesini yetişkinlikten kaçma isteğine bağlıyor

Hayatımın eşini bulacağımı, hayatımın düzene gireceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Bu yüzden 10 yıl önce nasılsa, o şekilde davranmaya devam ettim. Paramı biriktirmek yerine hepsini geldiği gibi harcadım. Arkadaşlarımla bir gece daha dışarı çıkmak için kendimi zorladım. Bir an bile ev almayı düşünmek yerine kiralık evlere paramı harcadım. Hala büyümemiştim. Sorumsuz ve ergen miydim? Evet.
Geçenlerde yalnız olmadığımı ve benim gibi insanlara verilen bir isim olduğunu fark ettim: Peter Pan jenerasyonu. 25-40 yaş arasında olup da uzatılmış bir ergenlik dönemi yaşayan ve evlilik, ev alma, çocuk sahibi olma gibi sorumluluklardan kaçan bir nesil… Bu konu üzerine çalışan Kent Üniversitesi’nden sosyolog Profesör Frank Furedi “Bugün toplumumuz, ergenlik çağında takılıp kalmış kayıp oğlanlar ve kızlarla dolu” diyor. Bu kişiler genellikle 30 yaşına kadar aileleriyle yaşıyor, evlilikten mümkün olduğunca kaçıyor ve hayatlarına 20’li yaşlarındaymış gibi devam ediyor.
Peter Pan jenerasyonunun ne kadar yaygın olduğunu anlamak için sadece istatistiklere bakmak bile yeterli. Örneğin 1970’lerde erkekler ortalama 24, kadınlar ise 22 yaşında evleniyordu. Bugün ise bu sayı erkeklerde 32, kadınlarda 30’a çıkmış durumda. Son dönemde yapılan çalışmaklar, günümüzde 30’lu yaşlarının sonlarında veya 40 yaşında evlenen kadınların sayısının, 10 yıl öncesinin iki katı kadar fazla olduğunu gösteriyor. Öte yandan birçoğumuz evliliği tümden reddediyoruz. İngiltere’deki istatistiklere bakıldığında 50 yaş altındaki kadınların yarısından fazlasının hiç evlenmediği görülüyor.
Benzer veriler ev alma konusunda da geçerli. 80’li yıllarda ilk defa ev sahibi olanların yaş ortalaması 29 iken günümüzde bu yaş ortalaması 38’e çıkmış durumda. 2025’te ise bu sayının 41’e kadar yükselmesi bekleniyor.
Yeni nesil büyümeyi reddediyor. Şimdilerde 25-40 yaş aralığındaki nesil ev satın almayı, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı, kariyer planı yapmayı bir hayal olarak görüyor.
Peki tüm bu değişiklikler neden kaynaklanıyor? Neden günümüzde 25-40 yaş arasındakiler uzatılmış bir ergenlik dönemi yaşıyor?
Bunun sorumlusu olarak ilk başta ekonomik gelişmeleri gösterebilirsiniz. Artık ev almak eskiye göre çok daha zor. Örneğin İngiltere’de 20-34 yaş arasındaki 3 milyon kişi ailesiyle yaşıyor. Bu sayı 1997 ile 2011 yılları arasında yüzde 20 artış kaydederek 3 milyona çıktı.
Ancak Profesör Furedi, yetişkinlerin bu “ergenleşmesi” sorunu için ekonomik gelişmeleri suçlayamayacağımızı söylüyor ve bu durumu şöyle açıklıyor:
“Geçmiş yüzyılda da birçok ekonomik sıkıntı yaşandı ancak asıl mesele, bu jenerasyonun kendi içinde sıkışıp kalmış olması. Ekonomik zorluklarla karşılaşıldığında, parasız kalırsın. Bugün ise insanlar sadece bahaneler buluyor. İnsanlar kendilerini yetişkin olarak görmekten korkuyorlar. Yetişkin olmanın iyi bir şey getirmediğini düşünüyorlar. Tüm kültürel değerlerimiz gençlikle ilişkili ve bundan uzaklaştıkça, daha gergin bir hale geliyoruz.”
Profesör Furedi, yetişkinlerin Harry Potter, Açlık Oyunları, Twilight gibi çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek eserleri yakından takip etmesini, Simpsons gibi çizgi filmlerin bu kadar meşhur olmasını, bilgisayar oyunu oynayan yetişkinlerin sayısının artmasını da hep yetişkinlikten kaçma isteğine bağlıyor ve şöyle devam ediyor:
“İnsanlar çocukça davranışlarını kaygısız olmakla eşdeğer görüyor. Oysa bunların hepsi korkudan kaynaklanıyor. Günümüzde insanların gelecekten ve risk almaktan korktuğu bir kültürün içindeyiz. İnsanlar incinmekten korktukları için başkalarına söz vermekten kaçınıyor. Bunu eve çıkmak veya biriyle hayatınızı birleştirmek için düşünebilirsiniz.”

Belki de şehirdeki tüm eğlence mekânlarını gezip, ışıkların yüzümüzdeki çizgileri saklayacağını, genç işi kıyafetlerimizin bizleri 20’li yaşlarda göstereceğini düşünüyoruz. Belki artık büyümenin vakti gelmiştir. Şu yaz ayları geçsin, belki büyürüz…

Kaynak: http://www.uplifers.com/gunumuzde-25-40-yas-arasindaki-nesil-buyumeyi-reddediyor/
Uplifers

12 Şubat 2016 Cuma

Psikoloji: Yeme Bozuklukları

Yeme bozukluğu, kökeni duygusal sorunlara dayanan yeme davranışlarındaki bozukluklardır. Yeme bozukluğu olan kişilerin yemek ve kilo ile ilgili takıntıları vardır. Bunun yanı sıra bedenleri ve kiloları, gün içerisinde ne yedikleri, ne kadar yedikleri, aldıkları besinlerin kalori değerleri günlük düşüncelerinin önemli bir kısmını kapsar.
Yeme bozuklukları yemekle ya da kilodan çok kişinin duygusal problemlerini yemeği kullanarak dışa vurum şeklidir. Diğer bir deyişle, problemin temelinde yemek, kalori, kilo gibi kaygılardan çok daha fazlası vardır. Ancak doğru tedavi uygulanırsa kişiler iyileşebilir.
Yeme bozukluklarının tedavisi genelde oldukça zaman alır. Kişiler tedavi süresince iniş çıkışlar yaşayabilirler. Yeme bozukluğu yerleştikçe tedavisi daha zor olacağı için tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar olumlu sonuç alınır.

Çocuklarda Yeme Sorunları
    Çoğu zaman çocuklarımızla mücadeleler yaşar, onlarla bebeklikten itibaren pek çok konuda çatışmaya gireriz, ister istemez. Bu çatışmalardan en belirginidir yemek üzerindeki mücadele.
     Çocuklar için yemek gelişimsel bir basamaktır. Yemek alışkanlığı çocuğun duygu durumuna, bağımsızlığına, bireyselleşmesine, motor gelişimine, ebeveynleri ile uzun dönem ilişkisine ve huyunun oluşumuna yol açar.
     Yeme sorunları çocuk 1-2 yaşlarındayken kendini göstermeye başlar. Çocuk bağımsızlığını ilan etme yolunda ilk çabasını yemek seçerek veya yemeği reddederek dile getirir. Anne telaşlanır, korkar, kızar ve hatta suçluluk duyar. Böylelikle savaş başlamıştır. Her öğünde bu tansiyon hissedilmeye, hatta gittikçe şiddetlenmeye başlar. Bir kısır döngüye giren durum çocuğun gittikçe daha az yemek yemesine yol açacaktır. Daha da önemlisi bu karşı koyma ve çatışma çocuğun diğer davranışlarına da yansıyacak; uyku düzeni, tuvalet eğitimi ve istekleri ertelemede ebeveynler güçlük yaşamaya başlayacaktır.
     Bebeklik dönemi (1 yaş) yeme davranışına bağlı problemleri üçe ayırabiliriz: anne sütünün yetersizliği ve normalin altında besleme çocuk doktorlarının müdahalesine ihtiyaç duyulacak bir durumdur. 2. problem özellikle anne sütü almayan bebeklerde rastlanan gereğinden fazla besleme sıkıntısıdır. Bu durumda annenin suçluluk duygusu ve sosyokültürel etkilerin önemli olduğu gözlenmektedir. Uzmanların önerisi ilk 6 ay anne sütü ile çoğu beslemek olmaktadır.            Diğer taraftan günlük süt veya besin miktarı da çocuk doktorlarının önerdiği seviyeyi geçmemelidir. Sonuncu olarak anneler sık sık beslenme sonrası bebeklerin çeşitli yollarla besini çıkartmasından şikâyet ederler. Bu durumda önerilen yemek öncesi ve sonrası bebeğin sakin bir ortamda olması, kucağa alınmaması, hareket halinde bırakılmaması ve öğünün gerekli miktarların üstüne çıkartılmamasıdır.
      2-3 yaşlarında yeme problemleri daha sık meydana gelmekte, anneleri etkilemektedir. Bu yaşlar çocuk için zor yaşlardır, çünkü bebek kendi özgürlüğünü kazanmaya, bireyselleşmeye çalışmakla birlikte anne ve babasından da kopmamaya uğraşır. Bu yaşlarda (özellikle 3 yaşında) bebek bedensel ihtiyaçlarının farkına varır, kaşık, çatal tutarak kendi beslenme ihtiyacını giderebilir. Anneler için bu durum pek çok açıdan zordur. Anne bebeğinin kendinden uzaklaşmasından endişe duyabilir.
Bu dönemde de 3 tür şikâyetle anneler uzmanlara başvurmaktadır:
1.  Yemek seçme
2.  Yemeyi reddetme veya ağızda bekletme
3.  Yemek esnasında ayağa kalkma dolaşma
Çocuklarımız sosyalleşmeye başladığı andan itibaren onları anaokulları, yuvalara göndeririz. 6 yaşından sonra ise artık okul çağı gelmiştir. Yeme davranışlarında sorun yaşayan ve bu davranışları artık pekiştirmiş bir çocuğun okul dönemi beslenme düzenini oturtmak da ebeveynler için güç bir durum haline gelebilmektedir. Bu nedenle anne-babalara çocuklarının küçük yaşlarından itibaren birtakım görevler düşmektedir.

Yeme Bozukluklarının Sebepleri
Şişmanlık, sosyo-kültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, mükemmeliyetçilik, diyet yapma, ergenlik dönemi ve genetik etkiler yeme bozukluklarının başlıca oluşum nedenlerindendir. Vücut hoşnutsuzluğu ve kilo kaygısı, kişiyi diyet yapmaya yönelttiği için bulimik semptomları arttırıyor. Diyet yapmak, tıkınırcasına yeme ve bulimiya başlama riskini arttırıyor. Diyet kurallarını bozma da aşırı yemeyle sonuçlanıyor.

Ergenlik döneminde genç kızlardaki yağ dokusunun artması ve erken adet görme gibi faktörler de vücut hoşnutsuzluğu ve dolayısıyla yeme patolojisi gelişmesini sağlayabiliyor. Uzmanlara göre toplumdaki bazı gruplar yeme bozukluğu gelişmesine daha yatkın. Örneğin dansçılar, modeller gibi isleri dolayısıyla zayıf olması gereken kişiler, psikiyatrik bozukluğu olanlar, ailelerinde depresyon, yeme bozukluğu ya da alkolizm görülenlerde yeme bozukluğu hastalıkları daha yüksek oranda görülüyor. Araştırmalar, bulimiklerde alkol, sigara, kafein ve ilaç kullanımının normalden daha fazla olduğunu gösteriyor. Hatta alkolikler ile bulimikler arasında geçişten söz etmek mümkün.

4 Şubat 2016 Perşembe

Moda: Jean Kombinleri

Gün kurtarıcısı, başımızın tacı jean pantolonlarımızı Nasıl kombinlersek çarpıcı bir görünüme ulaşırız?




Öncelikle sezon trendi olan yırtık jeanlerinizi boğazlı kazaklarla veya oversized üstlerle kombinleyebilirsiniz.


Blazer ceketler smart casual görünümün olmazsa olmazlarından. Jeanlerinizle blazer ciddiyetini yumuşatabilirsiniz.


Düz renk basic üstlerinizle jeanlerinize yakın renkte bir hırka veya ceketle spor bir trend yakalayabilirsiniz.


Nude ayakkabılar ve özellikle stilettolar bahar aylarında çekiciliğin olmazsa olmazları arasında. Özellikle skinny jeanlerin altına giydiğiniz nude stilettolar her kadının dolabında bulunması gereken ayakkabılardan.


İddialı desenlere sahip clutch veya el çantaları ile tarzınızı rahatça yansıtabilirsiniz.


Neon renkleri hem üstünüzde hem ayakkabılarınızda kullanarak iddialı bir bütünlük sağlayabilirsiniz.


Ve yaz akşamlarının Ilık rüzgarları eserken üzerinize giymiş olduğunuz siyah renk gömleğinizle kot şortlarınızı kombinleyebilirsiniz.

2 Şubat 2016 Salı

Cinsiyet Rolleri

Toplumsal cinsiyet, terim olarak “gender” sözcüğüne karşılık gelmekte ve dilimizde insanların üremeye dayalı olarak bölünmesiyle ilgili terim olan sex sözcüğüne karşılık gelen cinsiyet sözcüğünü aşkın bir anlam içermektedir (Oğuz, 2012).
Toplumsal cinsiyet, eril ve dişil kategorileri içinde barındıran, bir nesne olmaktan çok bir süreçtir. Eril ve dişil kategorileri toplumsal yaşamın ve cinsel politikaların kategorileri değildir; oysa "erkekler" ve "kadınlar" öyledir (Oğuz, 2012). Toplumsal cinsiyet genel olarak kadınlık ile erkeklik rollerinin toplumsal ilişkilerle kurulduğunu anlattığından ataerki kavramına oranla daha sınırlı bir içeriğe sahiptir. Günümüz ataerkil toplum anlayışında iktidar, bireyin kuramsal olarak ait olduğu veya kültürel olarak içinde kurulduğu bir yapı değil, bizzat üretimine bireyin de katılımını gerektiren diyalektik bir güçtür. Erkekler gücü ve iktidarı simgelerken kadınların sadece doğurganlığı simgelemesiyle ilgili düşünceler, onların bir insan üretim aracı olarak görülmesine yol açmıştır.
Ataerki, "erkek"in temel kategori olduğunu, "kadın"ın ise "erkek olmayan" olarak tanımlanabildiği, yani tanımının erkek kategorisine bağlı olduğu cinsiyetçi bir söyleme sahiptir. Kadının "öteki", "asıl olmayan" konumundan çıkıp kendinde bir kategori durumuna gelmesi ancak dilin önce yıkılması, daha sonra bu özellik içinde yeniden yapılanması ile olanaklıdır (Oğuz, 2012).
“Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözü ilk başta ayrımcı bir söylem içermiyor gibi görünse de, kadının erkeğin arkasında yer alması durumundan anlaşıldığı üzere bu deyiş hiçbir zaman tersinden söylenmez. Çünkü ön planda olan daima erkektir. Öte yandan, erkek yerine bay kelimesinin kullanımı yaygın olmadığı halde, nedense kadın yerine cinsiyet çağrışımı yapmayan bayan söylemi daha yaygındır. Bayan denildiğinde akıllarınca kadın ve kız arasında orta yolu bulduklarını sanıyorlar. Kadına kadın demekten utanan, ama erkeklere erkek diyerek onları yüreklendirdiğini düşünen bu cinsiyetçi bakış açısı, erkek cinselliğinin utanılacak bir şey olmadığını düşünürken kadın cinselliğini toplumsal bir ayıp olarak nitelendirir. Oysa erkekler nasıl kendi kimliklerini gizlemiyorlarsa kadınların da çekinmeye ihtiyacı yoktur. Öte yandan, geçmişten günümüze gelişim aşamalarını incelediğimizde bu tür ayrımcı sözleri çok yanlı bir tutum olarak da algılamamak gerekmektedir. Çünkü faşist söylemlerden yola çıkarak bakıldığında öjeni bağlamında bu ayrımcılıklar doğal yaşamın bir parçası olarak görülmektedir. Ne yazık ki ırkçı söylemler ve eşitsizlikler üzerine kurulu bir uygarlık tarihinin sonucunda böyle ayrımların olması gayet doğaldır.



27 Ocak 2016 Çarşamba

Moda: Uzun Kabanlar

Bu sezonun anahtar parçası uzun kabanlar!




Renk olarak feminen ruhunu yansıtmak isteyenler deve tüyü rengini giyebilirler.


Sofistike bir tarz peşinde olanlar tercihini griden yana kullanabilir.


Düğmeli veya kuşaklı modellerden hoşunuza gideni tercih edebilirsiniz.



Siyah renk kabanlar zamansız bir şıklık sunuyor.



Kabanlarınızı büyük el çantalarınızla kombinleyebilirsiniz.



Kabanlarınızla birlikte soğuk havalara uyum sağlamak için ister ponponlu berelerinizi isterseniz de fötr şapkalarınızla şık bir görünüm elde edebilirsiniz.



15 Ocak 2016 Cuma

Moda: Minimalist Kış Kombinlerı


uzun gri paltolar bu sezonun olmazsa olmazları!


2016yı karlar eşliğinde karşılayarak soğuk havalara giriş yaptık.


Oversize kazaklarla diz üstü çorap çizmelerinizi kombinleyerek göz alıcı görünmeniz mümkün! 


Kışlık kazaklar, trikolar, angoralar derken ısınmanın şık yolunu bulduk.

İri taşlı kolyelerinizle boğazlı veya bisiklet yaka kazaklarınızı kombinleyebilirsiniz!

Özellikle düşük omuzlu, omuz dekolteli kazaklar bu kışın elit görünümlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.


Anvelop yaka, uzun kabanlar şıklığınıza şıklık katmanın en tarz hali.

"Camel" sezonun gözde rengi!

Kürkler ise havanıza hava katacak.

Tabi ki "gerçek kürk" olmaması şartıyla!

Leopar deseni ise hem feminen hem tarz sahibi olan içinizdeki iddialı kadını ortaya çıkaracak!



17 Aralık 2015 Perşembe

Erkek Modası: Smart Casual

Bu sezon takım elbiselerde Italyan stili dikkat çekiyor. Slim fit kesim takımlar şıklığı katlıyor. 





Özellikle Barış Arduç ve Pamir Pekin'in dizi stili bu sezonun gözdeleri.


Takımlarda yelek ve ceket uyumu ise gözden kaçmıyor. Özellikle yelekli takımlar bu kışın vazgeçilmezleri.


Ayrıca ekoseli gömlekler, antrasit hırka ve renkli pantolonlar ise spor şıklığın öne çıkanları arasında. 


Kaşe kabanlar ve fötr şapkalar ise tarz sahibi erkeklerin vazgeçilmezleri..