10 Mayıs 2013 Cuma

Benim Annem Bir Melek


Anneler günü, anneleri onurlandırma amacı taşıyan bir özel gündür. Dünyada her ülkede değişik günlerde kutlanır. Ülkemizde Mayıs ayının 2. pazar gününde kutlanmaktadır.  
*
Anneler Günü’nün tarihine baktığımızda, bu geleneğin Yunan mitolojisine dayandığını söylemem gerekir. Söz konusu bu gelenek pek çok tanrı ve tanrıçanın annesi olan Rhea onuruna verilen yıllık ilkbahar festivali kutlamalarıyla başlamıştır. ABD'de Anna Javis'in kaybettiği kendi annesi için 1908yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişlemiştir.
*

Öte yandan bizi dünyaya getirip bu günlere gelmemizi sağlayan güzel kalpli annelerimizin Anneler Günü’nün yılda sadece bir gün olması onları sadece o gün hatırlayacağımız anlamına gelmemeli. Unutulmamalı ki, kendinden ödün vererek bizim güzel bir hayatımız olması için çalışıp çabalayan annelerimizin hakkını ödememiz mümkün değildir. Bizi koşulsuzca seven annelerimizin bizden tek isteği vardır, o da ömrümüz boyunca mutlu olmamızdır. 


Annelerimizi sadece bir gün değil, her gün sevgiyle kucaklamamız gerekir ki biz sevmeyi zaten onlardan öğrendik. Çünkü “anne sevgisi bütün sevgilerin kaynağıdır”.
*

Zaman zaman anlaşmazlığa düşüp kısa süreli tartışmalar da yaşansa annelerimizin bizim iyiliğimizi her şeyden çok istediği aşikârdır. Onların bize verdiği değere lâyık olarak onlara olan sevgimizi kolayca gösterebiliriz. Çünkü zaten onların bizden çok yüksek bir beklentisi yoktur. Boşuna söylenmemiştir “cennet, annelerin ayakları altındadır” diye.  Yoğun iş ve okul hayatı olanlar da haftada en az bir kere dolu dolu bir günlerini anneleriyle zaman geçirmeye ayırmalıdırlar. Annelerimiz bize kırılmadan gücenmeden, bizi olduğumuz gibi kabul eden melek yüzlü kadınlardır ve onlar bizi yaşımız kaç olursa olsun küçük bir çocuk gibi görerek koruyup kollamaya devam edecektir.




Anneler Günü’nde bir sürpriz yaparak sabahın erken saatlerinde kalkıp annenizi öperek uyandırmaya ne dersiniz? Eğer annenizden uzakta yaşıyorsanız bu sürpriz karşısında çok heyecanlanacağına eminim, annesiyle birlikte yaşayanlar da annelerinin yüzündeki o içten tebessümü gördüklerinde eminim ki çok sevineceklerdir. Bazen mutluluğun yolu başkalarını mutlu etmekten geçer ve eğer “bu başkası” annemizse mutluluğumuz ikiye hatta üçe katlanır.
Annelerimizin kıymetini bilelim, onları her zaman sevgiyle kucaklayalım. Çünkü "bir tek annemiz olsun, bize bir şey olmaz". Anneler Günü'nde annelerimize aldığımız hediyeler ise onlara olan sevgimizin bir sembolü olarak düşünülebilir. Buradaki amaç onları mutlu etmeyi hatırlamak ve onlara verdiğimiz değeri göstermektir.
*
Gözlerini hayata yummuş olan anneleri kalplerdeki sonsuzluğunda saygıyla selamlıyorum.
 *
Sadece annelerin değil, annelik görevini üstelenen tüm kadınların Anneler Günü’nü kutlarım. Çünkü annelik çocuk doğurmakla olmuyor, çocuğun bakımını, eğitimini ve kişisel ihtiyaçlarını üstelenerek onu hayata hazırlamaktır annelik. 
 *
..Ve tek cümleyle bu yazımı noktalıyorum: “İyi ki varsınız!”
 *

**

5 Mayıs 2013 Pazar

Cennetten Bir Parça: Bozcaada



Huzurlu, rüzgarlı, lezzetli bir tatil ve arkadaşlarınızla kendi halinizde bir eğlence arayışındaysanız bu yaz rotanızı Bozcaada'ya çevirin. Sokakların çiçeklerle süslendiği, kıyıların turkuaz koylarla çevrildiği, rüzgarın insanların ruhunu dinlendirdiği Bozcaada, bisikletlerin sokaklarda bırakıldığı, anahtarların kapılarda unutulduğu sükuneti içselleştirmiş cennetten bir köşe. Bozcaada'nın en eğlenceli zamanları hiç kuşkusuz ki Haziran ayının sonlarında düzenlenen Şarap Tadım Günleri ve Bağ bozumu festivali zamanı. Ada halkının bağ bozumu coşkusuna tanıklık ederken bir yandan da sıcacık güneşin ve serin rüzgarların okşayıp büyüttüğü üzümlerden üretilen şarapları tatmanın, akşamları insanlarla dolup taşan sokaklarda eğlenme hakkını sonuna kadar kullanmanın keyfi benzersiz. Bozcaada bir bakıma özgürlükler diyarı. Hayatına karışan görüşen olmadan, çılgın kalabalıktan uzakta kendi halinde bir tatil isteyenlerin özellikle son yıllardaki bir numaralı tercihi. 
Bozcaada'ya gelenlerin ilk durağı genelde Bozcaada kalesi olmaktadır.Gemiyle Bozcaada'ya yanaşanları güneşin altında pırıl pırıl parıldayan kale karşılamaktadır. Bozcaada meydanı Ada'yı Rum Mahallesi ve Türk Mahallesi olarak ikiye bölmektedir. Bozcaada'da gezilecek yerler arasında sanat galerileri, Rum Mahallesi'nde yer alan Bozcaada kilisesi, Türk Mahallesi'ndeki Köprülü Mehmet Paşa ve Alaybey Camileri, adanın arnavut kaldırımlı dar sokakları, rengarenk kapıları olan Rum evleri, Sulubahçe, Amerikan Çeşme ve Habbeli'de bulunan bağlar ve bağ evleri, ve tabi ki rüzgar gülleri yer almaktadır.

Bozcaada'ya gelenler gün batımı turlarına mutlaka katılmalılar. Özellikle Çamlıbağ'ın traktörlerle bağların içinden geçerek götürdüğü Ayana'daki gün batımı turunu tavsiye ederim. 


 Bu geziye katılmak isteyenlerin ödemesi gereken hiçbir bedel olmamasıyla birlikte gezi öncesinde Çamlıbağ ofisinde kısa bir şarap sunumuyla şarapların tatlarına baktıktan sonra beğendiğiniz şarabı alıp gün batımına karşı içme zevkine erişebiliyorsunuz. Üstelik bu şarap keyfinize İzmir tulumu ve çerez tabakları da eşlik ediyor. Ben en çok şarap likörünü seviyorum, hem içimi kolay hem de likör özelliği taşıdığından diğer şaraplara göre daha tatlı bir tadı var.

Bozcaada'ya gelip de Ada Cafe'de gelincik şerbeti içmemek olmaz. Aydo Cafe'de samimi bir ortam, Çınaraltı Kahvesi'nde tarihi çınar ağacının serinliğinde kahve keyfi sizi bekliyor. Çiçek Pastanesi'nden damla sakızlı un kurabiyesi almanızı tavsiye ederim. Bozcaada'nın en popüler eğlence mekanları ise Polente, Fuska ve Mavi Beyaz... 

 

Şarapçılık, Bozcaada'nın tarihi kadar eski. Bugün tamamı doğal ve tarihi dit alanı olan adanın üçte birini üzüm bağları oluşturuyor. Birbirinden lezzetli ada şaraplarıyla tatilinizi daha keyifli hale getirebilirsiniz. Tatilden dönerken de yanınızda birkaç şişe şarap ve adaya özgü domates reçellerinden almayı unutmayın.


 
Gündüz yapılacak en güzel şey hiç kuşkusuz ki denize girmek. Adanın en popüler plajı Ayazma. Deniz sporları ve deniz üstü cafe ile restaurantların bulunması Ayazma'yı çekici hale getiren sebepler arasında. Adada denizin ve güneşin keyfini çıkarabileceğiniz diğer adresler ise Habbele ve Akvaryum Koyu. Bozcaada'nın denizi o kadar berrak ki Ayazma'da dipteki kumu görüp Akvaryum Koyu'nda suyun içindeki çakılları sayabiliyorsunuz. Beylik Koyu, Ayana, Sulubahçe, Tuzburnu ve Çayır Mevkii, denize girmek için daha sakin koylar arayanlara çeşitli alternatifler sunuyor. Ancak buralara araba olmadan başka bir vasıta aracılığıyla gitmek bir hayli zor. Bozcaada'da denizin duruluğu karşısında suyun soğukluğunu düşünme fırsatınız olmuyor; sıcaktan bunaldığınızda serinlemenin yegane çözümü turkuaz rengiyle gönülleri cezbeden bu denize koşarak girmek oluyor.Bu koylar arasında benim favorilerim Ayazma ve Ayana.

Bozcaada dalış ve su altı fotoğrafçılığı açısından da son derece uygun. Görüş mesafesinin fazla olması dalış için adayı cazip hale getiriyor.


Bozcaada'ya geldiğinizde butik oteller ve ev pansiyonlarında kalabilir, her köşe başında kedileri sevebilirsiniz.

Bozcaada'daki oteller hakkında ayrıntılı bilgi için: http://www.bozcaadarehberi.com/nm-Merkez_Oteller-cp-94

Akşamları serin olduğundan yanınızda hırka veya şal bulundurmanızda fayda var.

Bozcaada ile ilgili haberleri facebook sayfamızdan takip edebilirsiniz:
 http://www.facebook.com/groups/45253887718/?fref=ts
 


Tarihleri belli olan etkinlikler:

11 Mayıs 2013 >> New Balance Bozcaada Yarı-maraton ve 10km Koşusu

28-29-30 Haziran 2013 >> Şarap Tadım Günleri

26 Temmuz 2013 >> Aya Paraskevi Ayazma Panayırı

Ağustos ayının İlk Haftasonu 2013 >> Homeros Okumaları ve Ozanın Günü 

Eylül ayının İlk Haftasonu 2013 >> Bağbozumu Festivali 

14 Eylül 2013 >> Bozcaada Yerel Tatlar Festivali





http://www.bozcaada.info/bozcaadaetkinlik2013.html



Etkinliklerde görüşmek dileğiyle..


**

30 Nisan 2013 Salı

İnceleme: Abdülhak Hamit Tarhan



Makber'in Mısralarında Kaybolmak
 Tanzimat’a özgü yenilikçi siyasal, toplumsal düşünceleri benimseyen Abdülhak Hâmit Tarhan, eserlerinde elinden geldiğince onları işlemeye, yansıtmaya çalışmaktadır. Sanat anlayışını da genel olarak bu düşüncelere dayandırır. Tanzimat şiirinin en renkli şairi olan Hâmit, divan şiirini bitiren isim olmuştur. Hiç şüphesiz ki Tarhan’ın “Şair-i Azam” adını almasının en önemli sebebi Makber şiirinin mucidi olmasıdır.
  Makber, Hâmit’in karısı Fatma Hanım’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren, derin bir hissiyatı olan, uzun bir ağıt olmasının yanı sıra şairin en çok basılan ve sözü edilen, övülen eseridir. Üzünç ama olağan, basit bir konuyu işleyen Makber’de öncelikle ölümün doğurduğu insancıl acı, öfke, başkaldırı, şaşkınlık, umutsuzluk, özlem ve korku yansıtılır. Hâmit, Makber’de ölüme değinirken Victor Hugo’nun ağıtlarından esinlendiği olasıdır. Ancak bu ve benzeri etkilemelerle tümel bir yargıya gitmek doğru olmaz. Çünkü Makber bütünsel olarak şairinin damgasını taşır. Hâmit, şiirlerinde ölüm terimini işlerken romantiklerden etkilense de bu etkileşimini kendi iç dünyasıyla harmanlayarak okuyucuya sunmayı bilmiştir.
   Şiirlerinde bazen incelik bazen de basitliğin öne çıkması Hâmit’in “tezatlar şairi” olarak anılmasının temel sebebidir. Makber şiiri ölümün getirdiği çağrışımlarla varlık ve yokluk arasında bir köprü görevi gördüğünden felsefeyle şiirin yan yana yürütülmüş olduğunu görmekteyiz. Fakat dizelerde duygu ve düşünce, akıl ve mantık sürekli bir çelişki içindedir. Bu durum da Hâmit’in dile getirdiği Makber, gönlümden doğmuş bir üzüntüyü kapsıyor iken, bazı taraflarınca benim, rivayet olunan, şairliğimle büsbütün yabancıdır. Okuyan birbirine benzemez iki lisân bulur ki, Makber’in belki iki adam tarafından yazıldığını zâhib olur. sözlerini kanıtlar niteliktedir. Makber, bu özellikleriyle divan şiirine egemen olan donmuş mazmun’un yerine değişken düşünceyi sokarak şiire bir hareketlilik katmıştır. Cenap ŞahabettinMakber’e kadar hiçbir Osmanlı şairi böyle derin, böyle kalbî ve böyle müessir şehkalarla ağlamamıştır.” diyerek Hâmit’in şiir anlayışına olan beğenisini dile getirmiştir.
  Hüznü güzelleştiren adam Abdülhak Hâmit Tarhan, divan edebiyatı prensiplerini yıkıp şiire Batılı bir form kazandırmıştır. Ali Nihat TarlanHamit edebiyatımızda en derin iz bırakan, en hoş sesi aksettiren bir sanatkârdır. Bizde hakiki edebiyat mücedditi Hâmit’tir.” Sözleriyle düşüncelerini dile getirmiştir. 
  Coşkun mizacı ve üslûbu, pervasız davranışlarıyla kendisinden söz ettirmesini bilen Hâmit, insanın tek boyutlu olmadığını eserleriyle göstermiştir. Mistik öğelerin özellikle Makber’de ön planda olduğu görülmektedir. Hâmit’in şiire getirdiği yeniliklere karşı çıkanlar ve Hâmit’i şiir anlayışından dolayı yerden yere vuranlar da oldukça fazladır. Hâmit’in uzun hayatı, değişen edebiyat anlayışları karşısında bir süre sonra onu eskinin temsilcisi durumuna sokmuştur. Nazım Hikmet’in putları yıkıyoruz kampanyasındaki ilk hedeflerinden biri de Hamit’tir. Öte yandan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Hâmit’e büyük bir hayranlık duymuş ve onun Türk şiirinde yapmak istediğini, çevrenin anlamamasından şikâyet etmiştir. “Hâmit’in sesinde bile deha var.” sözleriyle hayranlığını dile getirmiştir.
  Hâmit, ne yazık ki cumhuriyet dönemi yazarları için dili anlaşılmayan yazarlardan biri olmuştur. Bunun en önemli nedeni hiç kuşkusuz ki ölümünden sonra eserlerinin yeni harflerle sadece pek azının yayımlanmış olmasıdır. Bu durum Hâmit’in eserlerinin zamanla okunmaması ve unutulmasına yol açmış ve ününü sadece yazmış olduğu Makber şiirine borçlu duruma gelmiştir.
  Türk edebiyatının ilk pastoral şiiri Sahra’nın da sahibi olan şair, fıkraları ve espri anlayışıyla da bilinmektedir. Yeni alfabenin kabulünden sonra "Hâmid" olan soyadı "Hâmit" olunca: "bu yaştan sonra ismimizin sonuna bir de it eklediler" diye sitem etmiştir.
  Yaşamı boyunca aşkları hiç eksik olmamıştır. Karısı Fatma Hanım’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirmek için Makber’i yazmış olan Hâmit, bundan kısa süre sonra hayatını başka aşklarla şenlendirmeyi bilmiştir. Hâmit’in kendi içindeki çelişkileri bu şekilde davranışlarına yansıttığını da söyleyebiliriz. Fatma Hanım’ın ölümünün ardından söylediği "sen öldün, ölüm güzel demektir.” sözü karısına duyduğu bağlılığı gösteriyor olsa da ölümden altı ay sonra tekrar evlenmesi herkesi şaşırtmıştır. Bu durum üzerine neden tekrar evlilik yaptığını soranlara Hâmit’in cevabı “ben üzüntümden ne yaptığımı bilmiyorum ki.” olmuştur.
  Kim ne derse desin sevdiklerini ölümsüzleştirmeyi layıkıyla başaran Hâmit, Makber şiiriyle gönüllerde taht kurmuştur. Kullanılan dil biraz ağır olsa da yanı başında olmadan, yitirilen yakınlar için olan hislerini gönülden dile getirmiştir. Metafizik ürpertiyi gerek yoğun duygularla gerekse aşırıya kaçmadan yazıya dökmesi şiirin bir tabiat eseri gibi görülmesine yardımcı olmuştur. Hâmit’in Makber şiiri Mevlana’nın da söylediği gibi “akıl, aşkı anlatmada çamura saplanmış merkep gibidir.” sözünü doğrular niteliktedir.
 Günümüzün postmodern anlatımını, okuyucusunu alaya almayı belki de eserlerinde ilk kullanan şairlerden biridir Hâmit. Bugünden bakınca bu eserler eskimiş ve mazide kalmıştır. Geçmiş tecrübelerden ders almadan sadece günümüz eserlerine göz attığımızda anlama ve yorumlama konusunda hep biraz eksik kalacağımız doğrudur. Hâmit’in eserleri yeni okumalarla daha iyi anlaşılacak ve edebiyat tarihimizdeki yerini kazanacaktır.

**