gossip girl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gossip girl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2014 Salı

Sevişmek Sevmekten Gelir!

Günümüzde insanlar sevgiye, sevilmeye ve aşk temalı görsellere halen bir endişe ile yaklaşıyor, hayret ediyorum. Hatta hayret etmenin de ötesinde sinir oluyorum. Neden mi sinir oluyorum? Çünkü bu dünyada her şeyin çözümü sevgidir. İnsanlık sevgisi ise en başta gelir.


Aşk en temel duygudur benim için. Ben ki çocukluğumdan beri aşk ile büyüyen biriyim. En önemlisi kendime aşk ile bağlıyım. Bunlar en güzel duygular ve en temel gereksinimlerimiz, lütfen bunlardan korkmayın. Sevgi içeren görselleri paylaşın; paylaşın ki içinizdeki sevgi dışınıza taşsın. Görenler de size imrensin ki gözlerindeki nefret perdesi aralanarak sevgiye yer açmaya çalışsınlar. Yazık etmeyin geçen günlerinize. Bu dünyaya bir kez geliyoruz, o halde onu dilediğimizce yaşamak bizim hakkımız!

Çok merak ediyorum “o yasak, bu yasak!” diye yetişen nesillerin ruh sağlığının yerinde olup olmadığını. Çünkü ben sağlıklı nesillerin yasaksız ortamlarda yetişmesi gerektiğini düşünmekteyim. Gel gelelim ülkemiz git gide dibe gidiyor. Her gün ayrı bir yasak, sansür meydana çıkıyor. Bunlar yetmezmiş gibi kadın cinayetleri halen devam ederken meclis köşelerinde kadınlarla ilgili konular hakkında kararlar veriliyor. Size ne kardeşim! Size ne kadın bedeninden, kürtajından... Sex sahneleri yasaklanıyor, evlilik öncesi ilişki ise sanki “7 ölümcül günah”tan biriymiş gibi görülüyor, yazık. Sevişmek, sevmekten gelir; buna inanın!  21.yüzyılda olmamıza rağmen bu çağ dışı yorumlar insanlık ayıbıdır. Her insanın kendi düşüncesi kendinde kalmalı ve kimse kimsenin hakkında söz sahibi olmamalıdır.


Ben buralara nereden mi geldim? Efendim, bendeniz bilindiği üzere Gossip Girl dizisinin büyük hayranlarından biriyim. Dizi karakteri olan Blair bana çok benzediğinden Chuck&Blair aşkını çok sevmekteyim. Bildiğiniz üzere bir nesli peşinden hayli sürüklemiş olan bu dizi 2012’nin Aralık ayında final yaptı. Ama içimizdeki “Chair” aşkı bitmek tükenmek bilmedi. Her neyse.. Ben bu aşkı Facebook sayfama taşımaktan gurur duyuyorum çünkü dediğim gibi aşk ile sevgi ile büyüyen biriyim ben; aşk olmazsa olmazım! Belki de onların aşkıyla besleniyorumdur, kim bilir! Paylaşmış olduğum bu çiftin fotoğrafları “bazı” kişileri rahatsız etmiş efendim, çok “öpüşmeli, sevişmeli” fotoğraflar paylaşıyormuşum, yoksa sessiz sedasız evlenmiş miyim.. Üstelik bu sözleri kendini eğitime adamış kişilerin söylemiş olması beni ayrıca üzdü. Kusura bakmayın, kendinizi gerektiği kadar yetiştirememişsiniz. Ben ister evlenirim, ister sevgilimle birlikte yaşarım; ama size hesap vermem! Üzgünüm ama bu vakitten sonra size saygı duymam biraz gülünç olacaktır. Size “dar pencerenizde at gözlüğünüzle” mutluluklar dilerim!


**

21 Haziran 2013 Cuma

Ah Rosalinda Vah Rosalinda!



Geçen gece uyumadan önce aklıma bir isim takıldı: Fernando Jose Altemirano Del Castillo ! Bir isim daha ne kadar uzun olabilir acaba, cidden çok merak ediyorum. Bu isim çocukluğumda izlemiş olduğum, başrolünde Latin şarkıcı Thalia’nın oynadığı Rosalinda isimli bir pembe dizi. Bizim 90 kuşağı mutlaka bilir bu diziyi. Sene 1999. Akşamüstü saatlerinde, haber öncesi hafta içi her gün yayınlanmak üzere verilen bir diziydi bu. Aşk, ihtiras, entrika, yalan ne ararsanız bu dizide bulabilirdiniz. Ben de o zamanlar bu diziyi nasıl bir hevesle izlemiş ve takip etmişsem dizinin tüm karakterlerini bir solukta sıralayabiliyorum. Sanki çok önemliymiş gibi! 

Efendim Fernando Jose isimli şahıs dizinin esas oğlanı, Rosalinda’nın kocası. Dizinin sonlarında Rosalinda’nın babası sandığı kişinin aslında babası olmadığı ve Fernando Jose’nin dayısının Rosalinda’nın öz babası çıktığını da hatırlatırsak bu iki başrol oyuncusu bir de kuzenler. Rosalinda, dizide saf, güleryüzlü, Polyanna niyetli bir varoş kızı. Kendisi çiçekçide çalışıyor ve en sevdiği çiçek beyaz gül. Ayrıca beyaz gülün saflık ve temizliği çağrıştırdığı vurgusu yapılmaktaydı dizide. Fernando Jose bir gün Rosalinda’yı görür ve ilk görüşte aşık olur. Gel gelelim Fernano Jose (her Brezilya yapımı pembe dizide olduğu gibi!) son derece varlıklı bir aileden gelmektedir ve ailesi bu birlikteliğe karşı çıkacaktır!

Öte yandan zengin bir adamı (o öldürmediği halde) öldürmekle suçlanan ve hapiste olan Rosalinda’nın annesi Soledad, kızını kız kardeşi hasta Dolores’e emanet eder ve Rosalinda, Dolores’i annesi sanmaktadır ta ki Dolores ölüm döşeğindeyken gerçeği söyleyene kadar! Rosalinda’nın aslında babası sandığı eniştesi de tipik bir Meksikalıdır, yerel kıyafetler giyer; Meksika şapkasız evden çıkmaz! Cinayet şöyle gerçekleşmiştir: Soledad söz konusu zengin Fernando Jose’nin dayısı Alfredo ile gizlice evlenmiştir. Soledad aslında zengin bir avukat olan Alfredo’nun sekreterliğini yapmaktadır. Alfredo, sosyal sınıf farkının ve özellikle kız kardeşi (çıkık elmacık kemikleri olan cadı kaynana) Valeria’nın tepkisinden çok çekinmektedir. Daha sonra Alfredo’nun kayınbiraderi ve Fernando Jose’nin babası olan Jose Fernando (başka isim bulamamışlar gibi, kelimelerin yerlerini değiştirip yeni isim türetmişler!) Soledad’a tecavüze kalkışınca Alfredo, Jose Fernando’yu öldürür ve Alfredo’nun suçunu Soledad üstlenir.
Buraya kadar her şey yeterince karışık zaten ama gelin daha da karıştırayım kafanızı...
Bizim esas kız ile esas oğlan restoranda karşılaşırlar, birbirlerinden hoşlanırlar, ailenin karşı çıkmasına rağmen evlenirler bıdı bıdı. Rosalinda’nın annesinin geçmişinden haberleri yoktur. Hem zaten bu sırada Rosalinda teyzesini annesi sanmaktadır. (Olsun, teyze de anne yarısı derler canım!)
Fernando Jose’nin üvey annesi Valeria (bizim çıkık elmacık kemikleri olan cadı kaynana), bu evliliğe ne kadar karşı çıksa da önleyememiştir ama daha sonra Rosalinda’nın gerçek annesinin, kocasını öldüren kadın olduğunu öğrenir. Rosalinda bu sırada hamiledir ve doğum yapar. Valeria, Rosalinda’nın çocuğunu alıp da Rosalinda’ya göstermeyince bizim kız aklını yitirir ve Fernando Jose, Rosalinda’yı akıl hastanesine yatırır. (Eee noldu o büyük aşka?) Hastanede yangın çıkmasıyla Rosalinda’nın öldüğü haberini alırlar ama Rosalinda yangından kurtulmuş, hafızasını kaybetmiş ve kaybolmuştur. Bizim kız bir süre dilencilerin eline düşüp mendil falan satar.
Öte yandan Rosalinda’nın kardeşi sandığı 3 kuzeni vardır. Bunların ikisi kız biri erkek. Erkek olan serseri Beto, kızlardan biri Polyanna’nın önde gideni Lucy, diğeri ise entrikanın dibi Fedra! (Gossip Girl’deki Georgina gibi düşünebilirsiniz) Fedra, sınıf atlama peşinde olan, zengin avcısı, güzel ve alımlı bir kadındır ve Rosalinda’nın yokluğundan faydalanarak Fernando Jose’yi elde etmeyi planlamaktadır. Sabreden derviş muradına erermiş derler, hem zaten güzel bir kadın; Fedra tabi ki Fernando Jose ile evlilik hayalini gerçekleştirir. Rosalinda dilencilik yaptığı sırada onu Rosalinda iken görüp beğenmiş olan dizinin yakışıklısı (çocukluk aşkım) Alex görür ve bu hayattan onu kurtarıp, her şeyi sil baştan öğreterek onu eğitir. Ancak onun Rosalinda olduğunu ona söylemez ve yeni bir isim vererek onu ajansının baş tacı yapar. Rosalinda’nın yeni ismi Paloma Dorandes olmuştur. Derken Fernando Jose ve Paloma (Rosalinda) bir cafede karşılaşırlar ama tanıştıklarında Fernando Jose akıllısı kızın Paloma olduğu öğrenince onun Rosalinda olduğunu anlamaz, ona yeniden aşık olur, bir ikilem içine düşer. (ama insan karısını hiç mi tanımaz yahu, insaf!) Alex de Rosalinda’ya aşıktır, Fernando Jose de, ama Rosalinda Fernando Jose’ye vurgundur tabi, haliyle Alex de bana kalıyor. (mutlu son!) Her şey o kadar basit değil malesef.


Paloma, Alex’in desteğiyle çeşitli eğitimler alarak şarkıcılık hayatına başlar ve bir yıldız olur. (ki kendisi gerçek hayatta Thalia olarak zaten bir şarkıcı) Bir gün Alex ile Paloma, Fernando Jose’nin verdiği bir piyano resitaline giderler ve orada Fernando Jose’nin çaldığı parça Rosalinda’nın hafızasını yerine getirmeye başlar. Bunun şaşkınlığıyla dışarıya fırlayan Rosalinda’ya araba çarpar! (Bu kadar da şanssızlık olmaz ki kardeşim!) Yüzündeki yara izi bir dizi estetik ameliyatla silinen Rosalinda’yı Fernando Jose ziyaret eder. Ona Rosalinda’nın sen olduğunu biliyordum gibisinden bir şeyler söylese de bizim kız  ona yüz vermez. Hem yıllarca bebeğini ona göstermemiş, hem de kız kardeşi (aslında kuzeni ama bizimki onu halen kardeşi sanıyor) Fedra ile evlenmiş ve kötü kadın Valeria’nın yalanlarına inanmıştır. (Tabi ki yüz vermeyecek, ne yapacak)



Fernando Jose Rosalinda’yı gördükten sonra karısı Fedra’dan uzaklaşmaya başlamıştır, Fedra durumunun sallantıda olduğunu anladığından tek kurtuluşun bir bebek olacağını düşünür. Ayrıca Fedra’nın fakir olduğu için terk ettiği eski sevgilisi Anibal ise Fedra’nın iyilik meleği kız kardeşi Lucy ile evlidir. Fernando Jose sarhoşken bile Fedra ile birlikte olmayınca o da Anibal’i baştan çıkarıp ondan hamile kalıp Fernando Jose’ye çocuğunun ondan olduğunu söyler. Fernando Jose sarhoş olduğu bir geceyi hatırlamadığından heralde o zaman olan oldu diye düşünüp kaderine razı gelecekken Rosalinda’nın peşini de bırakmamaya kararlıdır. (Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!) 
Öte yandan Cadı kaynana Valeria’nın çirkin ama iyi niyetli bir kızı vardır ve o kızın kendi kızı olduğunu herkesten gizlemektedir. Çünkü bu kız Rosalinda hafızasını kaybettiğinde onu bulup da dilendiren adamın tecavüzü sonucu  olmuştur. (Bu dizide herkes birbirine tecavüz ederek çocuk doğuruyor anlayacağınız!) Rosalinda’nın serseri kardeşi Beto, Valeria’ya yazılmaktadır. Valeria, Beto’nun iltifatları karşısında kendini genç ve seksi hissettiğinden ilk başlarda ona karşı gelse de daha sonraları kendisinden yaşça epey küçük olan bu serseri Beto’ya aşık olur. Beto da hem Valeria’ya daha yakın olmak hem de parasından faydalanmak için Valeria’nın kızı olduğunu inkar ettiği Abril ile evlenir. Bu arada Valeria, Abril’i kendi evinde hizmetçi olarak çalıştırmaktadır. (vay arkadaş, ne anneler var; kendi annemizin değerini bilelim) Rosalinda’yı dilendiren adam Valeria’yı tehdit etmeye başlayınca Valeria adamı öldürür. Bu olayı gören Beto, polise şikayette bulunarak Valeria’nın hapse atılmasını sağlar.
Aynı anda rahatsızlık belirtileri başlayan Rosalinda ve Fedra hastaneye giderler ancak hastane raporlarının karışması sonucu ölümcül bir hastalığa yakalanan Fedra’nın yerine Rosalinda öleceğini sanır. Diğer yanda Fedra’nın her şeyden habersiz, saf kız kardeşi Lucy Anibal’dan bir türlü hamile kalamamaktadır. Hastane raporlarındaki karışıklık çözülüp, Fedra’nın bebeğinin Anibal’den olduğu anlaşıldığında çocuk Lucy’ye verilir. (garibim bu duruma bile çok sevinir!)
Dizi sonunda Fernando Jose ve Rosalinda birbirlerine kavuşup mutlu mesut yaşarlar. (Hele bi’ birbirlerine kavuşmasalardı, bi 80 bölüm daha çekerlerdi heralde)
ü  Rosalinda’nın annesi Soledad Alfredo’ya tam kavuşmuşken Alfredo vurulur ve ölür; Soledad mutlu olamaz.
ü  Bizim serseri Beto bir süre Valeria’nın jigololuğunu yapmıştır ancak sonraki akıbetini hatırlamıyorum. Lucy illa ki mutlu olacak bir şeyler bulmuştur, Fedra’nın Anibal’den (yani kendi kocasından) olan bebeğine annelik yapar.
ü  Benim yakışıklı Alex’im yine bana kalmadı bak, gitti hep kanka takıldığı menajer kızla evlendi; bu hiç hoşuma gitmedi, burdan onu ayıplıyorum.
 
ü  Gece yatmadan önce aklıma takılan bu “Fernando Jose Altemirano Del Castillo” ismi kendi kendime 3 dakikada bu diziyi özetlememi sağladı. Derslerimi bu kadar kendimi vererek çalışmış olsaydım şu anda Türkiye birincisiydim. Aradan onca yıl geçmesine rağmen dizinin her karesini sanki dün izlemişçesine özetleyebiliyorum. Buradan kendime hayretlerimi sunuyorum efendim. Bütün diziyi kendi kendime bu şekilde özetlediğim için de ayrıca tebrik edilmeliyim bence! Yarın internetten bu diziyi açıp Alex’imin olduğu bölümleri yeniden izleyesim var arkadaşlar. 


Ne Çektin be Rosalinda!




**

23 Şubat 2013 Cumartesi

" Her Eve Bir Archibald Lazım " !

 

Bu cümle ben evde oturmuş her zamanki gibi Gossip Girl izlerken doğrudan annemin ağzından çıktı. Yanlış anlaşılmasın, ben söylemedim yani. Ama hiç fena fikir değil; annem düşüncelerimi okumuş sanki. Chuck Bass sizin olsun ama Nate Archibald'ı bana gönderin bence. Dan de gelsin, birlikte kitap yazar senaryoya çeviririz. Blair'i zaten yanımdan ayırmam. Chuck'dan pek hoşlanmıyorum. Serena da benden uzak olsun, hiç elektrik alamadım kendisinden.



 

İzleyenlerce çok sevilen ve bir fenomen haline gelen dizi Gossip Girl bilindiği üzere 19 Aralık'ta final yaptı ve bu final bölümü ülkemizde 4 Şubat'ta yayınlandı. Ben burada dizide neler olup bittiğini, gerçekte Gossip Girl'ün kim olduğunu falan yazmayacağım; henüz izlememiş olanların heyecanı kaçmasın.

Bu dizinin yükselen yıldızı hiç şüphesiz Leighton Meester yani dizideki adıyla Blair Waldorf oldu. Daha önceden fazla tanınmayan ve müzikle uğraşan Meester bu dizi ile ünlenerek oyunculuktaki hünerlerini başarıyla sergilemiş oldu.


Benim de bu dizide en sevdiğim karakter Blair Waldorf. Onun dizideki idolünün Audrey Hepburn olması benim Blair'e sempati duymamın temel sebebi. Ayrıca zekası, koyu renk ve bakımlı saçları, şıkır şıkır kıyafetleri ve aksesuarları, çevirdiği entrikalar ve hazır cevaplılığı da ona duyduğum bu sevgi ve ilginin beslenme noktaları. Ayrıca Blair'in Serena'nın yaşadığı gibi yüzeysel ve kısa süreli ilişkilerden uzak durması da Blair'in beğendiğim özelliklerinden biri oldu. Dizinin yıldızı uzun bacaklı sarışın Serena gibi görünse de gerçekte saç ve giyim stili, saç bantları ve kullandığı aksesuarlarla Blair Waldorf bir stil ikonu haline geldi.

 
Dan Humphrey'in, kitap yazmaya başladıktan itibaren, önceki bölümlerde görmeye alışkın olduğumuz kısacık saçlarının yerini daha uzun ve kıvırcık saçların aldığını görüyoruz. Bu saçlar bana Halil Sezai'nin saçlarını anımsattı. Halil Sezai saçlarını yaparken Dan Humphrey'den esninleniyor olabilir. Öte yandan, ben Halil Sezai'nin saçlarını beğenmezken, herkesin aksine bu uzun saçların Dan'e çok yakıştığını düşünüyorum. Diğer karakterlere göre çok sönük kalan Dan'in aslında içinde ne fırtınaların koptuğunu ve o fırtınaların Dan'e neler yaptırdığını final bölümünde görüyoruz.

Gelelim konu başlığım olan Nate Archibald'a. Bir içim su, insanın ömrü uzar ona baktıkça. Fiziksel görünümü, tarzı her şeyi iyi, güzel, hoş ama kişiliği tam oturmamış bir karakter kendisi. Hayattan ne istediğini tam olarak bilmeyen, popülerliği sayesinde bir şeyler elde etmek için fazla çaba sarfetmesine gerek kalmamış biri.Yani "malzeme iyi ama kullananda iş yok". Yine de o kadar tatlı ki kendisi, fazla olumsuz yorum yapamıyorum. Şöyle bir baktığımda keşke Blair & Nate birlikteliği hep sürseydi, birbirlerine çok yakışıyorlar demekten kendimi alamıyorum. Blair'in hayatının aşkı Chuck olurken, Nate'in aşk durumu oldukça karmaşık. Dediğim gibi Nate hayattan ne istediğini tam olarak bilmeyen bir karakter. Bu yüzden aşk hayatında da bir istikrar yakalaması uzun zaman alıyor. 

Bir dizi üzerinden iyi dedikodu yaptım yahu, e tabii söz konusu olan dizi Gossip Girl olunca söyleyecek çok söz oluyor. Ana karakterleri "Chuck ve Serena" haricinde ele aldığıma göre bu yazımı burada noktalayabilirim.




Beni sevdiğinizi biliyorsunuz. 
XoXo

Gossip Girl

**