17 Ocak 2014 Cuma

Erkek Modası: Saç ve Sakal

Bilindiği üzere 2 sezondur yandan ayrık fönlü saçlar yükselişte. Geçtiğimiz sezonların aksine baby face görünümler değer kaybediyor ve sakallı görünüm önem kazanıyor.


Kirli sakallar halen günümüzün gözde ve modern sakal şekli olarak önemini korumakta..

2 senedir zirveye yerleşen Malkoçoğlu bıyığı bu sezon inişe geçiyor ve yerini Muhteşem Yüzyıl tarzı sakallar alıyor. Temiz yüzlü genç imajı bu şekilde yerle bir oluyor ve asi görünüm önem kazanıyor.


Öte yandan yandan ayrık saçların yataktan kalkmışçasına bir görünüm içerisinde olması cool ve stil sahibi görünmenize yardımcı olacaktır.

Önemli olan maskülen sakal ve bıyık görünümünü yandan ayrık trendy saç görünümü ile yumuşatmak.. Bu sentezi doğru şekilde uygulayan isimlerin başında benim de tarzlarını çok beğendiğim Tan, Gökhan Türkmen ve Kemal Doğulu gelmekte.


Keçi sakalı ile yandan ayrık saç sentezi de modern bir sakal alternatifi olarak karşımıza çıkıyor..


Öte yandan bu saç modelleri bana göre değil, ben biraz uzun saçlardan hoşlanıyorum diyorsanız size önerim Ian Somerhalder ve Engin Hepileri’nin saç modelleri olacaktır.


Unutmayın ki moda geçici, stil kalıcıdır!

(Fotoğrafları ile  yazıma katkıda bulunan arkadaşlarım Emre Yeşilöz ve Onur Karamuk'a teşekkür ederim!)


**

6 Ocak 2014 Pazartesi

Erkek Modası: Kazaklar

2014 yılının ilk moda yazısı ile karşınızdayım.
Yoğun istek üzerine yeni yılın ilk moda yazısında erkek modasına el atıyorum..

Umarım yeni yıl herkese bol şans ve sağlık getirir ve beraberinde hepimize aşk ve mutluluk da gelir. Bu yazımda soğuk kış günlerinde içinizi ısıtacak kazak modellerini paylaşıyorum.

Havalar henüz yeterince soğumadı, halen bahar havasını yaşamaktayız. Hal böyle olunca t-shirtlerden kazaklara geçiş süresi de uzamış oldu. Ocak ayı ile birlikte havaların mevsim normallerine döneceği ve soğuklarla kucaklaşacağımızı hesaba katarak kazak modellerine geçiş yapmanın zamanı geldi diye düşünmekteyim.

Öncelikle boyunluk modası dalga dalga yayıldığından beri boğazlı kazakların pabucu dama atıldı. Özellikle bu sezon gömleklerin yükselişe geçtiğini önceki yazılarımda belirtmiştim. Gömleklerin üzerine degaje yakası düğmeli olan ince kazakları giyerek cool bir görünüm elde edebilirsiniz. Dilerseniz aynı yaka formuna sahip olan kazakların daha kalın olanlarını içinize gömlek giymeden de giyebilirsiniz.


Renk konusunda klasikleşen siyah, lacivert ve kahverenginin yanına bordonun da eklendiğini belirtmekte fayda var. Bu sezonun parlayan yıldızı bordo!

Zamansız bir parça olmasıyla bilinen v yaka kazaklar mutlaka dolabınızda bulunmalı. En olmadık zamanda kurtarıcınız olacaktır. Ayrıca geniş yaka – yarım boğazlı modeller de soğuk kış günlerinde tercih edeceğiniz modellerin başını çekmeli. Örgü dokumalı kazaklar ve desenli modeller öne çıkanlar arasında.


Sonbaharda patlayan sweatshirt akımının kış mevsimine de sıçradığını görüyoruz. Kazakların sweatshirt formuna sokulması onları daha çekici kılmakta. Zira bu formdaki kazaklar spor giyimden vazgeçemeyen stil sahibi erkeklerin bir numaralı tercihi olacaktır.


Çelik örme kazaklar ise bu sezonun geri planda kalmaya karar vermiş olan klasik kazakları arasında. Yine de bilindiği üzere çelik örgülerin modası asla geçmez. Özellikle üçgen bir vücuda sahip olan erkekler bu modelleri tercih ettiğinde vücut şekillerinin daha belirgin olacağını söylemekte yarar var.


Ayrıca t-shirtlerinizin üzerine giyeceğiniz dökümlü yaka kalın kazaklar da şık bir tercih olacaktır.

Mutlu alışverişler!

**

11 Aralık 2013 Çarşamba

Erkek Modası: Botlar

Kış mevsiminin gelip çatmasıyla soğuklar etkisini göstermeye başladı. Havaların soğumasıyla birlikte spor ayakkabılardan botlara geçiş zamanı geldi.


Bu sezon da ayakkabıda siyah, kahverengi ve taba tonları gündemde. Bunlara ilave olarak bordo renk botlar ve özellikle süet modeller çok revaçta olacak. Unutmayın, bu sezonun kilit rengi bordo.


Genel olarak modern erkeklerin tercihi boğazlı bot modelleri olacak. Boğazlı botların ister bağcıklı olanlarını ister bağcıksız ve deri formda olanları tercih edebilirsiniz. Bağcıklı olan modeller daha spor bir görünüm yaratırken iş hayatında bağcıksız modeller daha kullanışlı olacaktır.


Bu tarz botları dar pantolonlarınızla kombinleyerek trendy bir görünüme ulaşabilirsiniz. Bu sezon taba-bordo, bordo-siyah ve siyah-taba renk kombinleri öne çıkarken gri ve lacivert de renk geçişleri arasında denge sağlayacak.


Ayrıca bu sezon yüksek tabanlı ayakkabı ve botlar gündemi uzun süre işgal edeceğe benziyor. Sadece kadınların değil, erkeklerin de severek kullanacağı yüksek tabanlı bot dalgası hızla yayılmakta. Çok da yüksek değil aslında, taban kalınlığı sadece 3 cm. İtalya’da başlayan ve dünyaya yayılan, Hollywood erkekleri tarafından da benimsenen bu bot tarzını siz de çok beğeneceksiniz. Özellikle kısa ve orta boylu erkeklerin tercih edebileceği bu modeller rahat olmasıyla birlikte trendy görünümü ile de çevrenizdekilerden tam not alacak!


Mutlu Alışverişler!

**

5 Kasım 2013 Salı

Moda: Kapitone Akımı


Sezonun en göze çarpan trendi hiç süphesiz ki kapitone deseni!




Deri ceketlerdeki kapitone detayları ile kendini gösteren bu akım, şimdilerde çanta, çizme ve montlarda da kendini göstermeye başladı.

Geçen sene yükselişe geçen zımba detaylarının yerini şimdi kapitoneler aldı.

Deri montlara kapitone deseni ile farklı bir görünüm kazandırıldı. Günümüzde eski ile yeniyi birleştirme modası bu şekilde devam etmekte.


Kapitone dokumalı çantalar denildiğinde akla ilk olarak Chanel çantalar geliyor. Ve deyim yerindeyse zincir saplı Chanel çantalar bu sezon zirveye oturacak.


Deri ceketlerde kapitonenin yanı sıra atlanmaması gereken bir önemli detay da zincir aksesuarı olacak.


Özellikle yaka ve cep bölümlerinde karşımıza çıkan zincir detayı deri montları modern bir görünüme kavuşturuyor.



Detayları gözden kaçırmayın, modadan geri kalmayın!

**

1 Kasım 2013 Cuma

Ah Freud Ah!

Bu yaz iki haftalık süreçte öyle bir kitap serisi okudum ki hayatım değişti.. Kitap okumayı ne kadar sevdiğimi beni tanıyanlar iyi bilir. Bestseller kitaplara ayrı bir ilgimin olduğu doğrudur. Özellikle kadınların yoğun bir ilgi ile alıp okuduğu 2012-2013 yıllarına damgasını vuran “Elli Ton” üçlemesini ben de okudum efendim. Hem de bir solukta! Geceleri kitap okumaktan uykusuz kaldım, sabahları güne bu kitapla başladım. Yemek yemek ve su içmek gibi hayatî bir mesele haline geldi bu kitap benim için.

Serinin ilk kitabı Grinin Elli Tonu’nu 3 günde bitirdikten sonra hemen gidip ikinci kitap olan Karanlığın Elli Tonu’nu aldım. O kitabı da 2 günde bitirdikten sonra serinin üçüncü ve son kitabı olan Özgürlüğün Elli Tonu’nun akıbetinden korkmaya başlamıştım açıkçası. Son kitaba gelince bir yavaşladım. Ne de olsa onu okuyup bitirirsem elinden oyuncağı alınmış çocuğa dönecek ve  bir yerlere saldıracaktım. Sonum belliydi. Hem kitabın sonunu merak ediyor, bu fırtınalı aşk hayatı nasıl bir sonuca bağlanacak diye düşünüyor hem de bitirmemek için elimden gelen her şeyi yapıyordum. Kitabı bitirdikten sonra “evet, şimdi ne olacak peki?” diyerek sıradan hayatıma kaldığım yerden devam ettim. Benim gibi bağlanma korkusu olan birinin okuduğu kitaplara böylesine bağlanması normal midir bilmiyorum ama ben kitap okuduğum sürece yaşadığımı hissediyorum sanki. Sütlü nescafe ve okuduğum kitaplar benim can yoldaşım. Kitabın içeriğini anlatmayacağım, merak edenler okuyup öğrenirler zaten. İnsanların hevesini kursağında bırakmak gibi bir huyum yoktur benim.



Kitabın erotik roman olduğunu bilmeyen yoktur heralde. Psikolog kimliğimle kitabı okudukça bastırılmış duyguların açığa çıkmasıyla bilinçaltımdaki Freud bana göz kırpıyordu. Ah Freud ah!

Kitabın sayfalarına serpiştirilmiş şarkılar, kurgulanmış olan hikayeyi daha canlı hale getirmiş. Yaşanabilirliği yüksek bir roman olduğu için beni  bu kadar etkilemiş olabilir. Birçok kişi benim bu kitabı böyle heyecan duyarak okumama şaşırmış olsa da kitabın erotik teması beni hiç rahatsız etmedi. Belki de her insanın kendi hayatının hakimi olduğu süre içerisinde kendisine itaat edilmesinden ne kadar haz aldığını bildiğim içindir. Ayrıca insanların bu kitaba önyargı ile yaklaşmasının sebeplerinden biri de "bir erkeğe sadece aralarındaki tensel çekimden dolayı kendini teslim etmenin onlara yabancı gelmesi" de olabilir. Bu düşüncenin artık rafa kaldırılması gerektiği kanaatindeyim.

Aslında senfonik bir kitap olduğu da söylenebilir. İçinde kurgulanan şarkılar son derece özenle seçilmiş. Sahnelere uygun şarkıları yerleştirmek için zengin bir müzik arşivinin olması gerek doğrusu. Birinci kitapta baskın olan tanımlayıcı öğeler ikinci kitapta yerini betimleme ve açıklamalara bırakırken düğüm serinin son kitabı olan üçüncü kitapta çözülüyor. Öyle sanıyorum ki Muse’un şarkıları da bu kitapta ve dolayısıyla Şubat 2015’te vizyona girmesi planlanan filmde yer alsaydı çok isabetli bir seçim olurdu. Özellikle Supremacy ve Uprising. Şiddetle tavsiye edilir!



Öte yandan filmin oyuncuları belli oldu, herkes Christian Grey rolünü kimin oynayacağını son hızla merak ederken Matt Bomer olarak düşünülen isim Calvin Klein modellerinden Jamie Dornan olarak belirlendi. Çok iyi çok da güzel oldu bence. İnsanın baktıkça bakası geliyor kendisine. Her ne kadar kalbimin Christian Grey'i Vampire Diaries'in yıldızı Ian Somerhalder olsa da...



Bu kitap serisinden gerçekten çok hoşlandığımı söylemezsem yoğun yük taşıyan hislerim eksik kalmış olacak. Bu eksikliği tamamlamak adına aşkı arayan herkese bu kitabı okumasını tavsiye ederim. İnsanın kendini gerçekten iyi hissetmesine yardımcı olan, yetişkin okurlara uygun olarak lanse edilen bu erotik romanı okumadan önce kendi duygularınızdan emin olmanız ve içinizdeki şehvete kapılmadan önce arzularınızın ritmine kulak vermenizi öneririm.


Boş şans!

**

28 Haziran 2013 Cuma

Tatil: Çeşme’de Hayat Var!



Tatil denildiğinde akla ilk gelen yerlerden biridir Çeşme. Çeşme’de dinlence de var eğlence de. İncecik kumları, bakmaya doyulmaz mavilikleri, çeşit çeşit otları, zeytinyağı ve Ege mutfağının türlü zeytinyağlı yemekleri, taşlarla örülü Rum evleri, her biri Ege mimarisiyle kuşanmış 16 çeşmenin serinliği... Burada ister berrak sularda kaybolun, ister güneşin sıcağına kapılın ya da isterseniz rüzgara karşı sörfle koşun; ama mutlaka Çeşme sokaklarına bırakın kendinizi. Sokaklardan sıyrılıp kıyıya doğru ilerlemek istediğinizdeyse sizi bırakmayan bir yer var. Taş döşeli sokağın iki yanına dizilmiş cezbedici dükkanlarla bezeli çarşı. Rengarenk dükkanlara karışıp kendinize ve sevdiklerinize Çeşme hatırası seçme zamanı...
 
 
Çeşme’nin şifasını kapıp güzelliklerini seyredalmak, Alaçatı’yı görmeyince eksik kalır. Sıra sıra taş evleri, bir daralıp bir genişleyen sokakları, şirin Arnavut kaldırımları, kiliseleri ve güleryüzlü insanlarıyla Alaçatı’ya bir selam verin. Ayrıca, beldenin güneyinde yan yana sıralanmış koylarla yatçılar için adeta bir cennet olan Alaçatı iskelesi, 80 tekneye barınma imkanı sağlıyor. Alaçatı, Türkiye’nin en gözde sörf cenneti. Rüzgarla uyumu simgeleyen bu spora başlamak isterseniz bölgede pek çok sörf okulu mevcut. Çağla Kubat da Alaçatı’daki sörf müdavimlerinden.
  

Yazın rahat kıyafetler içinde olmak isteriz ama Çeşme’de rahat olduğu kadar da çekici ve kaliteli bir görünüm şart. Takıp takıştırmak serbest ama zevkli olmak şartıyla! Yemek için fazla zaman ayırmak istemeyenlere de İzmir’in sembolü meşhur ızgara sandviç, “KUMRU” şiddetle tavsiye edilir. Dünyada sakız ağacının ilk kez bulunduğu yer olan Çeşme’de olup da sakızlı dondurma, Türk kahvesi veya rakıyı da denemeden dönmeyin.
 
Çeşme, birbirinden güzel koyları ve beachleriyle de yazın en popüler yerleşimlerinden biri. Sadece deniz ve güneş değil; eğlence, müzik ve yemekler de dahil bu beachleri özel kılıyor. Özellikle Çeşme merkezine 1 km uzaklıkta bulunan Aya Yorgi Koyu’ndaki beach clubları mutlaka ziyaret edin. Boyalık Koyu’ndaki 7800 Çeşme, happy hour partileriyle eğlencenin daha keyifli olmasını sağlıyor, tavsiye ederim.
**