şarkılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şarkılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2013 Salı

Nisan Yağmurları



   Bol yağmurlu bir nisan ayını daha geride bıraktığımız şu günlerde yaza az kaldı. Ben bu yaz mezun oluyorum a dostlar, artık bir psikoloğa ihtiyacınız olduğunda bana gelirsiniz. Lisans sürecimin sonuna geldiğim şu günlerde yüksek lisans kollarını açmış bana "gel geel" diyor. Sonuç olarak çoğu gitti, azı kaldı ve ben bir yarı-psikoloğum. Neyse benim amacım bu yazımda onlardan bahsetmek değil..

 
   Nisan denince benim aklıma yağmurlar geliyor nedense. Babaannem her zaman “Nisan yağmurları saça çok yararlıdır; sağlıklı olmasını ve çabuk uzamasını sağlar” demiştir. Burada söz konusu ben isem; “boyum 1.60, saç uzunluğum 1 metre! Ben bu saçı at kuyruğu yapmayayım da ne yapayım? Kestirmeye de kıyamıyorum ki, onlar benim bebeklerim!” Bir saç en fazla ne kadar uzun olabilir sorusunun cevabını kendim vermek için uğraşıyorum anlayacağınız. Yağsın yağmurlar üzerime üzerime, uzasın uzayabildiğince saçlarım, ilerleyen günlerde Rapunzel olacak benim lakabım!
 Ben bu sözleri Twitter’da paylaştığımda takipçilerimden biri “senin boyun o kadar kısa mıydı ya?” diye mesaj attı. Pardon ama tatlım Türkiye’nin boy ortalaması kaç? Ortalama 180 de bir ben mi kısayım?  Orada yazdığım cümlede saçlarımın uzunluğuna takılmıyor da boyuma laf ediyor arkadaş. Hem bodur tavuk her dem piliçtir derler ve topuklu ayakkabı giymeyi çok seven biri olduğumdan boyum bana zarafet konusunda çok yardımcı oluyor. Boy konusunda diyecek tek sözüm var “boyu uzun olduğu halde topuklu ayakkabı giyen aklı fukara kadınlar yüzünden kısa görünüyorum!” 
Genelde kadınlar, bulundukları ortamda kendilerinden başka bir kadın gördüklerinde o kişiyi tepeden tırnağa süzüyorlar ve kısacık sürede resmen vücut kitle indeksini yapıp yargıya varıyorlar ve kendileriyle karşılaştırıyorlar. Bu karşılaştırma sonuncunda karşılarındaki kişinin artıları eksilerinden fazlaysa beyinlerinde siren sesleri çalmaya başlıyor ve alarma geçiyorlar. Kendileri üstün olabilmek için her türlü numaraya başvuran bu hemcinslerim gerçekten çok tehlikeliler. Nereden mi biliyorum? "Çünkü ben de bir kadınım" demeyeceğim, çünkü ben de bir hemcinsim tarafından bu şekilde bombardımana tutuldum. Top atışları şu şekilde başladı "hmm güzel kız ama boyu çok kısa; yazık, bu yüzden topuklu ayakkabı giyiyor hep." Yanıldınız, ben topuklu ayakkabıyı görsel olarak hoşuma gittiği için giyiyorum, onları çok seviyorum ve düz ayakkabılar benim belimi ağrıtıyor. Tabii henüz yeni tanıştığım birisine bunları açıklamak zorunda değilim. Sanırsınız ki uzun boylu olmak büyük marifet. Kadınlar birbirlerini böyle düşman olarak görüyorlarken benim nasıl olur da çok sayıda kız arkadaşım olabilir ki? Arkadaşlarımın genelini bu yüzden erkekler oluşturuyor işte, en azından gereksiz karşılaştırmalar yaparak insanın canını sıkmıyorlar ve "arkadaşlık çerçevesinde" birlikte gayet eğlenceli zaman geçiriliyor.
   Yağmurlar bende Şebnem Ferah’ın Yağmurlar adlı şarkısını çağrıştırıyor.
". . . Beni sevmezsen yağmurları sev
Bulutlar ağlasın, sen gül, güneş doğsun yeniden . . ."

   Severim Şebnem Ferah’ı, sesini, şarkılarını, tarzını... Kaç kere gittim konserine ben bile unuttum sayısını ama her defasında ayrı bir heyecan yaşıyorum ve dolu dolu oluyor gözlerim konserindeki coşkuyu gördüğümde. Gerçi şarkılarını dinlediğimde beni derinden etkileyebilen bir sese sahip olan tek kadındır Şebnem Ferah. Onu çok sevdiğimden yere göğe sığdıramam, bu övgü dolu sözlerim de uzar gider. O yüzden burada kesmek istiyorum.
Yağmurlarıyla, sıcak ve soğuk dengesi olmayan alengirli havasıyla, bitmek bilmeyen ödev, sunum ve grup çalışmalarıyla dolu dolu bir Nisan ayını geride bıraktık, önümüzdeki yaz benim sezonum olacak. Gümbür gümbür geleceğim, beklemede kalın. 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı başta çocuklar olmak üzere tüm Türk milletine kutlu olsun. 

Her gününüzün bayram tadında geçmesi dileğiyle . . .

**

7 Nisan 2013 Pazar

Şarkılarla Yaşıyorum


   Dinlediğimiz ve sevdiğimiz şarkılar bazı psikologlar tarafından bilinçaltımızdaki çocukluk anılarımızın birer dışa vurumu olarak yorumlanıyor.
 İyi ama ben bunca şarkıyla böyle delicesine bir bağ kurarken bunların nasıl çocukluğuma dayandığı konusunda biraz afallıyorum. Düşünsenize çocukluğumda nasıl bir travma geçirdiysem sinirli anlarımda son ses Iron Maiden veya Led Zeplin dinlediğimde sakinleştiğimi hissediyorum. Bence dinleyerek sözde bir “bağ” kurduğumuz bu şarkıların çocuklukla hiçbir alakası olamaz. Sadece değişen ruh durumumuzu yansıttığına inandığımız şarkılar olabilir. Dinleyince mutlu olduğumuz, bizi sakinleştiren, sesini beğendiğimiz için sevdiğimiz veya müzik evrenseldir diyerek sadece melodisi hoşumuza gittiği için dinlediğimiz şarkılar vardır.

   Nedir sizce mutluluk? O kadar geniş kapsamlıdır ki mutluluk olgusu; kimimiz için hiç çalışmadığı bir sınavın ertelenmesi en büyük mutlulukken, bir başkası için aylar öncesinde beğendiği elbisenin indirim zamanında sadece bir tane 38 bedeninin kalmış olması o kişiyi mutlu etmeye yetebilir. Benim için mutluluk, büyük bir boşvermişlikle radyo kanallarını dolaşırken en sevdiğim şarkının karşıma çıkmasıdır. Demek ki mutluluk “ansızın” ortaya çıktığında avucuna alıyor bizi. Şimdi diyeceksiniz ki “madem o kadar seviyorsun o şarkıyı o zaman iphone’una veya ipod’una yükle de ordan dinle.” Neyse reklam bir yana, ben elimin altında olanla pek ilgilenmem o yüzden sevdiğim şeyleri sürekli yakınımda tutmuyorum ki ondan çabuk sıkılmayayım. En sevdiği şarkıyı üst üste 10 kez dinleyen bir insan çabucak o şarkıyı tüketmiş olur ve bir anda hevesi geçerek bıkkınlık hissine ulaşır.

   Bu aralar beni en çok mutlu eden şarkılar Gökhan Türkmen’e ait, resmen huzur buluyorum sesinde. Genel olarak Rock müziğe gönül vermiş biri olmama rağmen hayatımın en büyük istisnalarından biridir Gökhan Türkmen. Öte yandan Gökhan Türkmen sıradan bir pop sanatçısı değil, onun sahnesini görenler daha da iyi bilirler ki Pop'tan Rock'a, Rock'tan Alaturka'ya her tür şarkıyı söyleyebilen ve repertuvarı oldukça geniş olan çok özel bir adamdır. Onun sesini duyduğumda garip bir mutluluk kaplıyor içimi ve hoş bir tebessümle dolaşmaya başlıyorum sokaklarda. Belki herkeste aynı etkiyi yaratmıyordur ama benim için özel bir yeri var artık Gökhan Türkmen’in. Hatta “artık” demek ona haksızlık olur, çünkü uzun zamandır, dinlediğim ilk andan itibaren seviyorum şarkılarını da kendisini de. Benim için müziğin "büyük insanı" Gökhan Türkmen'dir. “Tanrı’m alma canımı teniyle bir gün buluşmadan” derken Gökhan Türkmen’in sesinden o duyguyu alıyorum, şarkıyı resmen yaşıyor ve yaşatıyor. “Aşk lazım” tam bir yaz şarkısı; bahar geldi, içimiz cıvıl cıvıl. Havaların ısınmasıyla hormonlarımız harekete geçiyor ve aşık olmaya hazır hale geliyoruz. Bu sebeple “aşk lazım!” demenin şimdi tam sırası.

Gerçekten de "yeter demek yetmez ki bazen" ve yetmiyor da zaten. Her biri kısa metraj film olan Gökhan Türkmen kliplerini bıkmadan usanmadan günün her anında izleyebilirim. Buradan Gökhan Türkmen’e sesleniyorum “ beni kendine aşık, kendini de bu aşka tanık ettin”..
   Şarkılar insanın halinden anlayan, doğru yerde doğru sözcükleri kullanan bir arkadaştır aslında. Boşuna dememiş eskiler “şarkılar seni söyler .”
**