şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2017 Pazartesi

Tanrı Unutmuş Olsa da Olmasa da...

"Tanrı unutmuş olsa da...
Vurdurma vur yüreğim vur
Olan olmuş ne olur
Hayata bir daha vur..." diyordu Sertab,

Ama benim için esas nokta;

"Tanrı" unutmuş olsa da
Tanrı "unutmuş" olsa da
Tanrı?...

"Vur hayata, bir de sen vur" derken
Hayat sana vurmasın mı ansızın...

Hayat ve Tanrı eşleşmesinde
Hangimiz sonsuzuz ki,
Yanlış giden bir "şey"ler var sanki...

Olanlar olduktan sonra
Sen beni görsen ne olur,
Görmesen ne olur;
Bu yazdıklarımı okuyorsan
Okuyup da susuyorsan ne olur?

Sonuçta Tanrı unutmuş olsa da
Olmasa da
Değişen ne olur ki?
Tanrı?

Sorun bizde mi yoksa onlarda mı?
Onlar kim, biz kimiz,
Bu ayrımı yaratan Tanrı mı?
Sorgusuz sualsiz inanmamak ne zaman sorun oldu ki?

Sorun?
Sorunu tanımlayın siz bana önce bir.
Siz-biz var-mış 
Bir varmış, bir yokmuş.
O zaman haydi sorun Tanrı'ya...

7 Nisan 2013 Pazar

Şarkılarla Yaşıyorum


   Dinlediğimiz ve sevdiğimiz şarkılar bazı psikologlar tarafından bilinçaltımızdaki çocukluk anılarımızın birer dışa vurumu olarak yorumlanıyor.
 İyi ama ben bunca şarkıyla böyle delicesine bir bağ kurarken bunların nasıl çocukluğuma dayandığı konusunda biraz afallıyorum. Düşünsenize çocukluğumda nasıl bir travma geçirdiysem sinirli anlarımda son ses Iron Maiden veya Led Zeplin dinlediğimde sakinleştiğimi hissediyorum. Bence dinleyerek sözde bir “bağ” kurduğumuz bu şarkıların çocuklukla hiçbir alakası olamaz. Sadece değişen ruh durumumuzu yansıttığına inandığımız şarkılar olabilir. Dinleyince mutlu olduğumuz, bizi sakinleştiren, sesini beğendiğimiz için sevdiğimiz veya müzik evrenseldir diyerek sadece melodisi hoşumuza gittiği için dinlediğimiz şarkılar vardır.

   Nedir sizce mutluluk? O kadar geniş kapsamlıdır ki mutluluk olgusu; kimimiz için hiç çalışmadığı bir sınavın ertelenmesi en büyük mutlulukken, bir başkası için aylar öncesinde beğendiği elbisenin indirim zamanında sadece bir tane 38 bedeninin kalmış olması o kişiyi mutlu etmeye yetebilir. Benim için mutluluk, büyük bir boşvermişlikle radyo kanallarını dolaşırken en sevdiğim şarkının karşıma çıkmasıdır. Demek ki mutluluk “ansızın” ortaya çıktığında avucuna alıyor bizi. Şimdi diyeceksiniz ki “madem o kadar seviyorsun o şarkıyı o zaman iphone’una veya ipod’una yükle de ordan dinle.” Neyse reklam bir yana, ben elimin altında olanla pek ilgilenmem o yüzden sevdiğim şeyleri sürekli yakınımda tutmuyorum ki ondan çabuk sıkılmayayım. En sevdiği şarkıyı üst üste 10 kez dinleyen bir insan çabucak o şarkıyı tüketmiş olur ve bir anda hevesi geçerek bıkkınlık hissine ulaşır.

   Bu aralar beni en çok mutlu eden şarkılar Gökhan Türkmen’e ait, resmen huzur buluyorum sesinde. Genel olarak Rock müziğe gönül vermiş biri olmama rağmen hayatımın en büyük istisnalarından biridir Gökhan Türkmen. Öte yandan Gökhan Türkmen sıradan bir pop sanatçısı değil, onun sahnesini görenler daha da iyi bilirler ki Pop'tan Rock'a, Rock'tan Alaturka'ya her tür şarkıyı söyleyebilen ve repertuvarı oldukça geniş olan çok özel bir adamdır. Onun sesini duyduğumda garip bir mutluluk kaplıyor içimi ve hoş bir tebessümle dolaşmaya başlıyorum sokaklarda. Belki herkeste aynı etkiyi yaratmıyordur ama benim için özel bir yeri var artık Gökhan Türkmen’in. Hatta “artık” demek ona haksızlık olur, çünkü uzun zamandır, dinlediğim ilk andan itibaren seviyorum şarkılarını da kendisini de. Benim için müziğin "büyük insanı" Gökhan Türkmen'dir. “Tanrı’m alma canımı teniyle bir gün buluşmadan” derken Gökhan Türkmen’in sesinden o duyguyu alıyorum, şarkıyı resmen yaşıyor ve yaşatıyor. “Aşk lazım” tam bir yaz şarkısı; bahar geldi, içimiz cıvıl cıvıl. Havaların ısınmasıyla hormonlarımız harekete geçiyor ve aşık olmaya hazır hale geliyoruz. Bu sebeple “aşk lazım!” demenin şimdi tam sırası.

Gerçekten de "yeter demek yetmez ki bazen" ve yetmiyor da zaten. Her biri kısa metraj film olan Gökhan Türkmen kliplerini bıkmadan usanmadan günün her anında izleyebilirim. Buradan Gökhan Türkmen’e sesleniyorum “ beni kendine aşık, kendini de bu aşka tanık ettin”..
   Şarkılar insanın halinden anlayan, doğru yerde doğru sözcükleri kullanan bir arkadaştır aslında. Boşuna dememiş eskiler “şarkılar seni söyler .”
**

18 Mart 2013 Pazartesi

İnceleme: Tevfik Fikret ile Çocuk Şiirinin Gelişim Aşamaları



Edebiyatımızda pek az şair, tabiat ve mizacını Tevfik Fikret kadar şiirine yansıtabilmiştir. Sevgi ve nefretleri, sevinç ve kırgınlıkları, umut ve bezginlikleri, onur ve gururu, şiirlerinde derinden hissedilir. Bu yüzden Fikret’in kişiliğini iyi tanımamız gerekir.
Tevfik Fikret bugünün küçükleri yarının büyükleri ve ülkenin geleceğidir diye düşünerek çocuklara ve gençlere ayrıcalıklı bir önem vermiştir. Ülke kalkınmasında bu dinamik kitleye önemli misyonlar yükleyen Fikret, özellikle modern bir eğitim sistemine ihtiyaç duyulduğuna işaret etmiştir. Bu açıdan şiirlerinde; çağdaş, gerilikten uzak hurafelerden arındırılmış bir eğitim anlayışının çocuk ve gençler üzerinde yaratacağı olumlu etkiye dikkat çekmiş ve öğretmenliği boyunca da görev yaptığı eğitim kurumlarında bu ilkeleri yerleştirmek istemiştir. Bu perspektiften bakınca, çocuk ve gençlerin modern eğitim bilgisi ve en önemlisi sevgi ile donatılmaları gerektiğine inanan şair, onlara sürekli ulvî değerleri hatırlatmış; çalışmanın önemine, güzel sanatların gereğine önem vererek “yarının küçük güneşleri” ne ülkenin aydınlatılması konusunda sahip olmaları gereken ülkülerini şiirlerinde bir bir iletmiştir. Bu örneklerde de görüldüğü gibi Fikret, gençliğin toplumdaki yerini ve önemini kavrayan, çocukların eğitiminin her şeyden önce gelmesi gerektiğini savunup bunu şiirlerinde de belirten ilk şairimizdir.
Şermin, Tevfik Fikret’in hece ölçüsüyle, kolay anlaşılır yalın bir Türkçe ile çocuklar için yazdığı şiirlerden oluşan bir kitaptır. Bu kitapta yer alan şiirlerinde, Tevfik Fikret, küçüklere aydınlık ve ilerici bir dünya görüşünü ileterek çocukları çalışkanlığa, doğruculuğa, kardeşliğe, insanları sevmeye yönlendirmek istemekte, onları iyi birer insan olmaya hazırlayacak duyguları işlemiştir. Bunu yaparken de çocuk ruhunu ve çocuk dünyasını çok başarılı bir şekilde yakalamıştır. O dönem ders kitaplarında okutulan bu şiirler birçok insanı çocuk şiiri yazmaya yöneltmiştir. Bu şekilde "çocuk şiiri" alanında, sonraki kuşaklara öncülük etmiştir.
Tevfik Fikret, kendisine esin kaynağı olan oğlu Haluk ile ilgili şiirlerin bir kısmını kendi el yazısıyla basılan Haluk’un Defteri adlı kitabında toplamıştır. Kitabın birinci kısmında Fikret, oğlu Haluk’a seslenerek onu yurdunun kalkınması ve özgürleşmesi için çalışıp gerçeklerden ve bilimden şaşmayarak aslı olmayan bilgilere inanmaması gerektiğine dair, yapılan haksızlıklara ve eşitsizliklere sessiz kalmaması konusunda öğütler verir. Haluk’un Defteri geleceğe umutla doludur. Fikret, bu şiirlerde gelecek kuşakların zamanın kötülüklerini yeneceğine dair inancını göstermiştir.
Tevfik Fikret, çocukların yalanlarla hurafelerle değil, bilimle, müspet doğrularla büyütülerek cesaretli birer birey olmalarını istemektedir. Haluk’un Amentüsü adlı şiirde bilim ve tekniği boş inançları yıkmakta önemli bir adım olarak görür. Çünkü Fikret, karanlığı batıl inançların değil aklın gücünün aydınlatacağını savunmaktadır. Çocukların sevgiyle büyütülmesi ve dini konularla gözlerini korkutmak yerine onlara doğru yolun gösterilmesi gerektiğine inanmaktadır. Şairin Ezan şiirinin de değeri bu açıdan yüksek ölçeklidir.
Fikret, Promete adlı şiirde, aydınlığa ve bolluğa susamış olan halkı mutluluğa eriştirmek için miskinliği bilim ve sanattan alınan güçle kırarak, milleti çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak atılımcı gücün bilgili ve kültürlü gençler olduğunu düşündüğünden, gençlerin Yunan Mitoloji kahramanını örnek almalarını ister.
Tevfik Fikret’i en çok yoksul ve kimsesiz çocuklar düşündürür. Onun acıma duygusu ve insancıllığı en çok onlar için yazdığı şiirlerde ortaya çıkar. Bir ramazan akşamında aç, susuz, sefil bir vaziyette, yağmur altında dolanan çocuk, Fikret’in merhametiyle birleşince anlamsal bir güç kazanmıştır. Ramazan Sadakası, Hasta Çocuk ve Haluk’un Bayramı adlı şiirler bu durumun en açıklayıcı örnekleridir.
Tevfik Fikret, çocukların eğitiminden başka onların ruhsal durumlarını da önemseyerek Keman şiiriyle onların ruh sağlığına da dikkat çekmiştir.
Fikret, çocukları “bugünün küçükleri, geleceğin büyükleri” olarak değerlendirerek onları önemsemenin ülke gelişimine katkı sağlayacağını düşünmüş ve böylelikle çocuklar için ayrı bir edebiyatın var olması gerektiğini savunarak büyük bir atılımda bulunmuştur. Hayatın
gerçekleri ile onları yüzleştiren ve onlara, dünyayı çıplak gözle göstermeye
gayret eden Fikret, Ziya Gökalp’in dile getirdiği “hayatın en tatlı çağı
çocukluktur” (Enginün, 1998:390) düşüncesinden hareket ederek, onları bu
çağdan sonra gelecek zorluklara hazırlamayı, bu küçük ama ruhları büyük
değerleri, medeniyetin bütün nimetleri ile kucaklaştırıp yaşamının sonundaki
teselliyi bu şekilde sağlamayı istemiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şairi; “Türkçede “nesil” ve “gençlik” kelimelerine ilk defa hakiki
değerini veren” (Tanpınar, 1995:525) kişi olarak nitelendirmesi, bu açıdan
dikkate değer bir özelliktir.
Tevfik Fikret’in Ferda adlı şiiri Servet-i Fünun döneminin en nadide gözbebeğidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün de inkılâp ruhunu Tevfik Fikret’ten aldığını söylediği ve Ferda şiirinin Atatürk için ayrı bir önem taşıdığı herkesçe bilinmektedir.
Tevfik Fikret’in eşitlikçi ve özgürlükçü tutumu yadsınamayacak derecede önemlidir. Fikret, kız ve erkek arasında hiçbir fark olmadığını, fırsat eşitliği olması gerektiğini savunmuştur. Kızların gelecek hayatlarında anne olacaklarını da göz önünde bulundurarak temel eğitim hakkından en başta onların yararlanması gerektiğini düşünmüştür. Bir Kız Mektebi adlı şiiri bu konudaki düşüncelerini açıkça ortaya koymuştur. Kızları çiçek olarak görerek onların toplumdaki yerinin ne derece önemli ve hassas olduğuna dikkat çekmek istemiştir. Şair bu şiirinin başında “kızlarını okutmayan millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkûm etmiş demektir; hüsranına ağlasın!” şeklinde hitap ederek kızlara verilen değerin topluma yön vereceğini belirtmiştir.
Tevfik Fikret, küçük yaşta bile büyük işler yapılabileceği; ancak sorumluluk duygusuyla çalışmanın ve cesur olmanın gereği üstünde durmuştur. Çünkü bu yaklaşımın, çocuğun kendini tanımasına, kişiliğini geliştirmesine katkıda bulunacağı görülmektedir.
Görüldüğü üzere Tevfik Fikret, çocuk ve gençlerin hayatını önemseyerek onların sağlıklı, eğitimli ve bilgili birer yetişkin olmaları için şiirleriyle yol göstermeye çalışmıştır. Eşitlikçi ve özgürlükçü yanıyla muhafazakâr kesimin eleştiri oklarını üzerine çekmiş olsa da o kendi yaptığı işin arkasında durmuş ve inzivaya çekildiği anlarda biraz kırgın da olsa yine de kendi doğru bildiklerinden şaşmadan yoluna devam etmiştir.