Terbiye, parayla pulla alınmıyor ne
yazık ki. İnsanın kendini yetiştirme şekli bir bakıma… Kitap okumak, çok
gezmek, kendini yetiştirmek, azla yetinmemek, kaliteli popülasyonlar içerisinde
bulunmak veya o kaliteyi kişinin kendisinin yaratması ile mümkündür terbiye.
Öyle hiç kitap okumayıp kendince(!) övünerek “ben hayatımda hiç kitap okumadım”
diyen birisine saygı duymamı beklemeyin benden. Aynı şekilde bulunduğu ortamın
gerektirdiği şekilde giyinmek de terbiye göstergelerinden birisidir. Misal
ribanaları lastikli bir eşofman giymiş birisi benimle görüşmeye gelse kendisine
zerre saygı duymam, duyamam kusura bakmasın. İzin almadan bir başkasının
malını, mülkünü sahiplenmek ise kişinin özel hayatına tecavüz etmek gibidir.
Böyle kişileri olası en sert biçimde uyarmanız sizin hakkınızdır. Benim hassas
olduğum ve sinirlendiğim noktalar bellidir. Hiçbir zaman da kendi çizgimi
bozmadım bu hayatta. Kişisel bakımına özen göstermeyen, düzgün giyinmeyi
bilmeyen, kitap okumayan, genel-kültürü yerlerde sürünen ve bu haliyle
kendisiyle gurur duyan egonun vücut bulmuş halleri çekilebilirler mi kendi
köşelerine? Hatta öyle bir köşe olsun ki bu, mümkünse hep oralarda sığıntı
olarak yaşasınlar da benim seviyeme yükselme cüretini göstermesinler. Zira gerçekten
çok sinirlenebiliyorum hadsiz insanların var oluşuna. Çünkü bazı kişilerin
varlıkları bile beni sinir etmeye yetiyor. Bazen bir ses tonu, bazen kullandığı
edepsiz kelimeler, bazen bakımsız bir dış görünüş, bazense haddini aşan
bakışlar… Lütfen herkes dengine göre davransın.
3 Mayıs 2017 Çarşamba
28 Nisan 2017 Cuma
Bu da Böyle Bir Anı
Sezen Aksu "Bırak Beni" şarkısında "ben ayrılamam sen beni bırak" diye sesleniyordu. Ben de 1 haftadır ara vermiştim bu şarkıyı dinlemeye. Beni alıp nerelere götürüyorsa bu şarkı işte... Her neyse çok da uzaklara değil aslında sadece 1 sene öncesine gidiyordum önceleri. Şarkının sözleri çok anlamlı, çok dokunaklı. Fakat ben bu şarkıyı Sezen'den değil de Tan'dan dinlemeyi seviyorum. Belki de Tan'ı sevdiğim içindir. Çok önemli mi? Değil.
"Ben ayrılamam sen beni bırak" demektense "ben senden çoktan gittim, yalnızlığına selam" diyesim geliyor. Çünkü "gerçekten" sevmeyi öğreniyorum neredeyse son 1 aydır. Günlerim pırıl pırıl.
Beni sosyal medya hesaplarında bunca zamandır takip edip de vedalaşmaların ardından takibi bırakmayıp 3 hafta öncesinde takibi bırakıp "böyle olması gerekli değil mi?" diyene "sen de haklısın be kardeşim!" diyesim geldi. Sevmeyince böyle oluyor demek ki. Aklıma geldikçe de gülüyorum. Her neyse sana uğurlar olsun. Mutluluğumuzla zehirlemeyelim seni, yalnız kovboy! Bir daha da görüşmemek dileğiyle...
Etiketler:
anı,
bırak beni,
sevgi,
sezen aksu,
şiir,
tan,
tan taşçı,
veda
18 Nisan 2017 Salı
Psikoloji: Bağlanma Korkusu
0-2 yaş arası bebeklik çağında ebeveyn/caregiver - bebek arasındaki ilişki ilerleyen dönemlerde kişinin bağlanma/bağımlılık düzeyine etki etmektedir.
Bakıcı kişiden güvenli bağlanma ve koşulsuz sevgiyi alan kişilerde bağlanma veya bağımlılık açısından ilerleyen yaşlarda herhangi bir sorun olmadığı belirtilmektedir. Bu yaşlardaki sevgi göstergesi biraz şefkat biraz da beslenme olarak karşı tarafa aksettirilmektedir. Fizyolojik ve emosyonel beslenme dediğimiz bu durumların aşırı doyurulması da yetersiz doyurulması da kişinin yetişkinlik çağında çevresindeki her şeyle (kişilerle, nesnelerle) kurduğu ilişkilere yansımaktadır. Özellikle tutarsız sevgi göstergesine maruz kalan çocukların ilerleyen yaşlarda borderline eğilim göstermeleri mümkündür. Bu noktada anne-kız ilişkisi mühimdir. Öte yandan bağlanma-fobi de bu şekilde gelişim göstermektedir.
Bazı durumlarda ise bağlanma korkusu öğrenme ile pekişen bir durumdur. Bir çeşit savunma mekanizması işlevi görmektedir. Uzun süre kendini kendinden olmayan her şeye kapayan insanlarda kalıcı bir kişilik bozukluğuna ek olarak bağlanma korkusu gelişmektedir. Özellikle obsesif kişilik yapısına sahip olan kişilerde bağlanma problemlerine oldukça sık rastlanmaktadır. Obsesyonlar kişinin kendisini korumaya yönelik davranışlar sergilemesine yöneliktir.
Bu kişilerin şu davranışları özellikle dikkat çeker:
-Çok kabayken bile çok kibar olurlar.
-Yalnız uyumayı severler.
-Hayatlarına kalıcı kişileri almaktansa yüzeysel ilişkiler kurmayı tercih ederler.
-Karşı cinsle olan ilişkileri genelde fiziksel ve yüzeyseldir.
-Seviştikten hemen sonra bütün kanıtları ortadan kaldırırlar. Çarşaf/havlu gibi malzemeleri apar topar çamaşır makinesine atıp makineyi hemen çalıştırırlar. Aşırı eğilim sergileyen kişilerin bu malzemeleri çöpe atıp çöp torbasını da dışarıdaki çöp konteynırına attığı gözlemlenmiştir.
-Hatırlatıcılardan daima uzak dururlar.
-Hayatına giren kişileri kendi isteklerine göre kullanma eğiliminde olurlar.
-A-B-C planları yapıp bir sonraki adımı hesaplama gayreti içindedirler.
-Kafalarının net olmasını isterler.
-Duygusal bir şeyler hissetmeye başladıkları anda kendi kabuklarına çekilip bu hissiyatları geçinceye kadar münzevi bir hayat yaşamaya çabalarlar.
-Hayatlaında kalıcı olacak hiçbir şeye tahammülleri yoktur.
-Bazı şeyleri düzeltmektense doğrudan onlardan uzaklaşmayı veya kurtulmayı tercih ederler.
-Oldukça manipülatif olup çevrelerindeki kişilere duygusal istismarda bulunurlar.
Bu kişilerin yaklaşık 1 sene boyunca bilişsel davranışçı terapi desteği alması gerekmektedir. Çözülmemiş yas süreci, anksiyete, obsesyon, travma sonrası stres bozukluğu tedavi yöntemlerini de içine alan bir süreçten geçirilerek eklektik bir yöntemle komorbit hali çözümlemek mümkündür.
Etiketler:
bağlanma korkusu,
bağlanmafobi,
borderline,
fi,
obsesif,
obsesyon,
psikolog,
psikoloji
7 Mart 2017 Salı
Canın Sağ Olsun İstanbul!
Renkli
bir dünyaya açılan kapıdan geçtim. İsli duvarlara bakarken zihnimden geçenleri
toparlayamıyordum. Sanki manyetik bazı güçler benim düşüncelerimi kontrol
altında tutmak ister gibiydi. Yalpaladım. Odanın içinde gezinmeye devam
ediyordum. Duvarlara yapıştırılmış olan gazete kâğıtlarını gördüm. Üçüncü sayfa
haberleri ile kaplı dört duvar arasında manşetleri okurken buldum kendimi.
-Eski
karısını 4 bıçak darbesi ile öldürdü.
-Çıkma
teklifini kabul etmeyince benzin döküp yaktı.
-23
kişinin tecavüzüne uğradı.
Vahşet
çağrısını nasıl da duymuyordu bu insanlar? Her şeye umarsızca kapamıştı
gözlerini herkes. “Her”ler “hiç” leri kovalıyordu adeta. Utandım. Utanıyorum. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" sözünün ardına sığınanlar küstürdü beni hayata. Bu
duyarsızlıklara şahit olmaktan, bir şey yapamamaktan, elimden bir şey gelmiyor
olmasından utandım. Duygusuz gözlerle etrafı incelemeye devam ettim. Dalga sesleri
yankılanıyordu evin bahçesinde. Terasa çıktım. Çatı katı manzarasında etrafa
şöyle bir alıcı gözle bakayım dedim. Bu gözler görmek istemediği nelere şahit
olmuştu şu 27 yıllık ömrü hayatında. Benim yaşadıklarımı bir başkası yaşamış
olsa belki de çoktan kendini boğazın serin sularına teslim etmişti. Ama ben Anadolu
yakasından Avrupa yakasına –tüm risklerine rağmen- yüzerek geçmeyi tercih
etmiştim. Zoru severim, bilen bilir. Kalbim bir çöp yığını ile dolu olduğu
halde. Ben anılarına bağlı bir insanım. Romantik olmayabilirim ama nefes
olduğum müddetçe duygularımla varım. Sadece hayat köreltti içimdekileri. Geriye
kalan sadece kırıklıklar, kırgınlıklar oldu. Kimseyi ayıplamadım, kimseyi de
yasaklamadım kendime. Sevdiğime de sevmediğime de sevemediğime de pişman
olmadım. Pişmanlıklar bana göre değildi çünkü. Hayatıma değen insanlara
verdiğim değerdi onları benim için bu derece mühim yapan. Kimisi teğet geçti
hayatıma, kimisi geldi merkezine oturdu da kovamadım oradan. Her neyse… Hepsi
geldi geçti. Ne büyük şehirsin sen İstanbul! Kimleri uğurladın sonsuzluğa,
kimleri kahrettin, “her”leri “hiç”liğe mahkûm ettin. Senin de canın sağ olsun!
Suçlu İstanbul değildi, lakin hep İstanbul suçlandı bir tebessümle insanları selamladığı halde...
Suçlu İstanbul değildi, lakin hep İstanbul suçlandı bir tebessümle insanları selamladığı halde...
6 Mart 2017 Pazartesi
Tanrı Unutmuş Olsa da Olmasa da...
"Tanrı unutmuş olsa da...
Vurdurma vur yüreğim vur
Olan olmuş ne olur
Hayata bir daha vur..." diyordu Sertab,
Ama benim için esas nokta;
"Tanrı" unutmuş olsa da
Tanrı "unutmuş" olsa da
Tanrı?...
"Vur hayata, bir de sen vur" derken
Hayat sana vurmasın mı ansızın...
Hayat ve Tanrı eşleşmesinde
Hangimiz sonsuzuz ki,
Yanlış giden bir "şey"ler var sanki...
Olanlar olduktan sonra
Sen beni görsen ne olur,
Görmesen ne olur;
Bu yazdıklarımı okuyorsan
Okuyup da susuyorsan ne olur?
Sonuçta Tanrı unutmuş olsa da
Olmasa da
Değişen ne olur ki?
Tanrı?
Sorun bizde mi yoksa onlarda mı?
Onlar kim, biz kimiz,
Bu ayrımı yaratan Tanrı mı?
Sorgusuz sualsiz inanmamak ne zaman sorun oldu ki?
Sorun?
Sorunu tanımlayın siz bana önce bir.
Siz-biz var-mış
Bir varmış, bir yokmuş.
O zaman haydi sorun Tanrı'ya...
Vurdurma vur yüreğim vur
Olan olmuş ne olur
Hayata bir daha vur..." diyordu Sertab,
Ama benim için esas nokta;
"Tanrı" unutmuş olsa da
Tanrı "unutmuş" olsa da
Tanrı?...
"Vur hayata, bir de sen vur" derken
Hayat sana vurmasın mı ansızın...
Hayat ve Tanrı eşleşmesinde
Hangimiz sonsuzuz ki,
Yanlış giden bir "şey"ler var sanki...
Olanlar olduktan sonra
Sen beni görsen ne olur,
Görmesen ne olur;
Bu yazdıklarımı okuyorsan
Okuyup da susuyorsan ne olur?
Sonuçta Tanrı unutmuş olsa da
Olmasa da
Değişen ne olur ki?
Tanrı?
Sorun bizde mi yoksa onlarda mı?
Onlar kim, biz kimiz,
Bu ayrımı yaratan Tanrı mı?
Sorgusuz sualsiz inanmamak ne zaman sorun oldu ki?
Sorun?
Sorunu tanımlayın siz bana önce bir.
Siz-biz var-mış
Bir varmış, bir yokmuş.
O zaman haydi sorun Tanrı'ya...
9 Şubat 2017 Perşembe
Bodur Cadı
Bir Bodur Cadı var ki hayatımda... Hayatımda dediysem iş yaşantımı kastetmiştim. Nihayetinde hayatım iş olmuş durumda. Yine de asla asosyal bir kadın olmadığım için tamamen işkolik olmadığım her halimden belli oluyor olsa gerek. Olmalı çünkü. Her neyse... Öyle çirkef, çingene bir zat ki bu ona Bodur Cadı adını koydum. Çünkü boy desen boy yok. (Benden kısa yani!) Yaşı desen almış başını gitmiş. Teyze olacak yaşta olmasına rağmen nişanlısı bile onu terk etmiş zaten. Dayanamamıştır ona daha fazla. Bodur Hanım'a iş dolayısıyla "Hanım" diyerek hitap ediyor olsam da o avare bir lakırtıyla sadece adımı telaffuz ediyor. Haddini bilmeyen bir zat işte, ne olacak! Ben ki 3 üniversite bitirmiş biriyim. Kendisi zar zor abidik kubidik bir üniversiteden uzaktan eğitim mezunuymuş! Yani onun benimle denk olabilmesi imkansız gibi bir şey. Ama cehaletinden cesaret alarak kendini bir halt sandığından edepsizliği iyice eline almış durumda. Bu arada "Cadı" deyince aklınıza sakın ola ki Tolga Abi'nin Hugo'sundaki yeşil gözlü, siyah saçlı, kavisli kaşları olan afet-i devran Cadı Sila gelmesin! Çünkü o gerçekten de Gothic Kraliçe, idol gibi idol. Güzellik abidesi.
Ama burada benim mevzu bahis ettiğim Bodur Cadı, dünyada tek kadın kendisi kalsa yüzüne bakılmayacak cinsten. Üstelik saygısız, ukala, cahil, görgüsüzün teki. Kelimelerin anlamlarını bile bilmeden kendisinden kat be kat üstün olan kişiler aleyhine konuşma gafletine düşen biri. Bir zavallı. Ona hayatta başarılar dilemiyorum, çünkü ASLA başarılı olabileceğini sanmıyorum!
16 Aralık 2016 Cuma
Şarkılarda Savunma Mekanizmaları-1
“Ağlat beni, sana da bu yakışır,
İnsan bu elbet buna da alışır
Bela oldun zaten başıma
Git, gidişin aslında benim
kurtuluşumdur”
Harun Kolçak’ın efsane sesinden duymaya alışkın olduğumuz 90’lar popun efsane şarkısının
sözüdür bu efendim.
Bu sözlerde ne
görüyorsunuz?
Ayrılığı meşrulaştırma,
yas sürecini reddetme, terk edilme durumunu
rasyonelleştirme.
Çünkü böyle yapılarak
bir çeşit savunma mekanizması kullanılmış oluyor.
Böylelikle duyulan
acı bir nebze olsun hafifletiliyor.
Aksi halde hiçbir
ayrılık
sonrasında insan (sevmediği birinden ayrılmak
gibi istisnai durumlar haricinde) böylesi
sözler sarf etmemektedir.
Psikolojik
çözümlemelerden ayrılmamanız dileğiyle…
Etiketler:
90lar pop,
ağlat beni,
ayrılık,
harun kolçak,
pop müzik,
psikoloji,
psikolojik çözümleme,
savunma mekanizması,
sevda,
sevgi,
terapi,
terk edilmek,
terk etmek,
veda,
yas
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



