12 Aralık 2019 Perşembe

Psikoloji Atölyesi: Farkındalık üzerine Sanat Terapisi


Kadıköy Belediyesi'ne bağlı Rasimpaşa Gönüllüevi'nde 2 aşamadan oluşan "Sanat Terapi" konulu Psikoloji atölyemizi gerçekleştirdik.


1. uygulamamızda, katılımcılarımızın duygularını ortaya çıkaran çalışma ile içsel farkındalıklarını kazandırmayı hedefledik.



2. uygulamamızda, katılımcılarımızın farkına vardıkları duyguları çizip renklendirerek rahatlamalarını sağladık.



Tüm katılımcılarımızı değerli paylaşımları ve bize verdikleri geri bildirimleri için çok teşekkür ederiz.


Daha kapsamlı ve uygulamalı Psikoloji atölyelerimiz ve uygulamalarımız 2020 Ocak ayı içerisinde başlayacaktır.



Terapi hizmetlerimizden faydalanmak, atölye çalışmalarımızla ilgili bilgi almak ve ön kayıt yaptırmak için iletişime geçebilirsiniz.

Randevu ve iletişim: 0531 282 83 97


Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist
U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


**

5 Aralık 2019 Perşembe

Psikoloji: Genelden Özele İlişkiler

İlişkiler çok geniş bir kavramdır. Gün içerisinde yaşadığımız toplumla istemesek bile belli başlı bir ilişki içindeyiz. Tanıdıklarımızla daha güvenli bir çerçeve içerisinde bir ilişkimiz var. Yakınlarımız, arkadaşlarımız, dostlarımızla biraz daha samimi bir ilişki içerisindeyiz. Uzak akrabalardan yakın olanlara doğru bir yol ilerlerken çekirdek ailemiz en samimi olduğumuz ilişki grubumuz diyebiliriz. Bu çekirdek aileyi oluşturmak için temelde iki birey bulunuyor. Sizin doğup büyüdüğünüz aile bir aile olmadan önce iki bireyin bir araya gelerek bir yuva kurma aşaması var. İşte bu iki bireyin bir araya gelmesi ve samimiyeti resmiyete dönüştürmesi bir süreçtir. İşte bu sürecin inşa aşamasını ele alacağım bu yazımda.

İlişkilerin en başında duyguların yoğun yaşanmasından sebep bazı hisler abartılarak dışa vurulur. "Birbirimiz için yaratılmışız." "Ruh ikizimsin." Bunun içerisinde yeniye duyulan ilgi ve bu durumdan olunan hoşnutluk vardır. Farklı yönlerden ziyade aynı yönlerin fazla olması dikkati çeker. Farklı olunan yönler bile "zıt kutuplar birbirini çeker" diyerek bir iyileştirme hali yaşanır. Aslında bu bir ilişki değil, olağandışı bir kaynaşmadır. bu kaynaşma sürecinde "ben"ler "biz" olabilmek pahasına yok olmaktadır. "Bir elmanın iki yarısı gibiyiz." Zaman ilerledikçe çiftler birbirlerine alışmaya başladıkça bu delilik hali biraz biraz normale dönmeye başlar. Bu noktada ise gerçekler gün yüzü gibi ortaya çıkar. Gözlerin önünden perde kalktığında aslında o hayalde yaratılan büyülü aşk senaryolarının gerçekle alakasının olmaması tokat gibi yüzüne vurur. "O, benim sandığım kişi değilmiş."

Halbuki aşk ilişkisi iki kişiyken bir olmak demek değildir. Aynı fikirlere sahip olmak değildir. Birbirinden bambaşka karakterde insanlar olup da zaman içerisinde birbirine benzemek umuduyla çıkılan bir yolculuk değildir. İlişki, ortak paydada buluşabilmektir. Evliliklerin temeli budur. Aşırı severek kendisini yok sayıp varını yoğunu eşine adamak demek değildir. Çünkü herkesin mutlaka ama mutlaka unutmaması gereken bir kişiliği ve bu kişiliğine ait kişisel sınırları vardır.

Aşk, temelde bir ilişkiyi başlatabilir elbet fakat aşkın gücü bu ilişkiyi devam ettirmeye yetmeyebilir. O "büyülü büyük aşk" bitince oradaki eksikliği yeni bir aşk arayarak çözmek/çözmeye çalışmak ve bir arayış içinde olmak mevcut ilişkinin ölüm fermanıdır ve sağlıklı bir yol değildir. Bunun sebebi aşkı aşık olunan kişiden daha fazla sevmektir. Aşk, empati ve sempatiden öte bir kaynaşma halidir. Gelişimsel olarak şehvetin yerini aşka, aşkın da yerini sevgiye bırakabileceği düşünülmüyor genellikle. Ancak her şehvet aşka, her aşk da sevgiye dönüşmüyor bildiğiniz üzere. Bu noktada asıl önemli olan, aşkın sevgiye dönüşüp dönüşmemesi. Sevgi, belki aşk gibi olağandışı bir tutkuyla yaşanmayabilir pek tabi ki; ancak insan yaşamına tutkudan daha anlamlı olabilecek güzellikler sunabilir.

İyi ilişki, eşlerin birlikte gelişmelerinin yanı sıra birer birey olarak büyüme ve olgunlaşmalarına da izin veren ilişkidir. Farklılıklarla yaşamayı öğrenememektir ilişkileri/birliktelikleri/evlilikleri bitiren. Evlilik, aynı çatı altında yaşarken bir yandan da müşterek hayat bilinci içerisinde sorumlulukları birlikte paylaşmaktır.

İlişkiye bakışı aynı olan kişiler aynı yolda ilerlerlerken tökezlediklerinde birbirlerine destek olup o yolda ilerlemeye devam ederler. Fakat farklı beklentiler ve düşüncelerle bu yola girenler ilk yol ayrımında izlerini kaybettirirler. İlişkilerin temelini sağlam oluşturabilmek için önceliğiniz açık iletişim olmalı.

Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


4 Aralık 2019 Çarşamba

Psikoloji: Kişisel Sınırlar



Sınırlarınız sizin kişiliğinizi belirler. Sınır kelimesi ilk başta belki sizi kısıtlıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Bu durum oldukça normaldir. Sonuçta sınır kelimesi oldukça geniş bir kavramdır. Sınır dediğimizde en genel haliyle aklınıza dünya haritası gelebilir. Her ülkenin sınırları keskin bir şekilde çizilmiştir. Aynı şekilde harita belirli bir ölçekte düzenlenerek o ölçüye uygun sınırlar içerisinde gösterilmiştir. Somut olan sınırları göstermek ve açıklamak kolaydır fakat soyut olan sınırları çizmek fazlasıyla zor olabiliyor bazen. Kişisel sınırlarımızı belirlemek gibi. Kişisel sınırlarımız bizim özgürlük alanlarımızdır aslında. Her ne kadar sınır kelimesi bizi kısıtlıyormuş gibi hissetsek de aslında kişisel sınırlarımız sayesinde özgürleşebiliriz.

Hayatta ilk deneyimleri aile yaşantımızda elde ediyoruz. Dünyaya dair pek çok kavram da burada öğreniyoruz. Anne-baba-çocuk arasında kurulan güvenli bağ, sağlıklı bir benlik bilincinin oluşmasına ve kişinin kendini değerli, önemli hissetmesine yol açar. Benlik bilinci, sizin çevre tarafından algılanma biçiminiz, ne olduğunuz ve ne olmanız gerektiği ile ilgili düşüncelerdir. Benlik algısı ise benlik bilincini kendinize özgü değerlendirmenizdir.

Olumlu bir benlik algısı geliştirmek için öncelikle kendimizi tanımamız, kendimizi olduğu gibi kabul etmemiz, kendimizi ifade edebilmemiz, kendimizin farkında olarak sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilmemiz gereklidir. Kişisel sınırlarımızı koruyabilmek için bir öncelik sıralaması yapmamızda fayda vardır. Kimseyi kırmayayım diyerek herkesin her teklifini kabul etmeniz veya herkesin isteğini yerine getirmeniz sizi daha sevilen, daha sosyal ve özgüvenli bir insan haline getirmez. Aksine kendinizi daha yorgun, üzgün, başkalarına bağlı/bağımlı hissetmenize neden olur. Daha çok sevilmek, sayılmak, huzur ortamında yaşamak, çatışmadan uzak kalmak uğruna gözden çıkardığınız sınırlarınız sizin hapishanenize dönüşür. “Hayır” diyemediğinizde özgür değilsinizdir. Yaşamınızın ipleri başkalarının elindedir. Hayatınızdaki herkes iplerinizden çekiştirerek oradan oraya savuruyordur sizi. Ne bir yere ulaşabiliyorsunuzdur artık ne de kim olduğunuzu ve aslında ne istediğinizi düşünecek gücünüz kalmıştır.

İdeal sınırı bulmak çok önemlidir. Sınırlar, katı kurallar ve prensipler değildir. Başkalarına ördüğünüz duvarlar da olamaz. Sizi ulaşılmaz değil, sağlıklı ve mutlu kılmak üzere işlevsel olmalıdır sınırlarınız. Birini reddederken öncelikle niyetinizden emin olun. Gerçekten yapmak istemediğiniz bir şeyi mi geri çeviriyorsunuz, birinin canını sıkmak-haddini bildirmek için mi yoksa insanları reddedebildiğinizi kendinize kanıtlamak istediğiniz için mi öyle davranıyorsunuz? Bu ayrımın farkında olmak çok işlevseldir.

Kendinize verdiğiniz sözlerde ve sınırlarınızı belirlerken çevrenizdekilere verdiğiniz cevaplarda tutarlı olmak çok önemlidir. Bir gün kesinlikle karşı çıktığınız bir kararı ertesi gün güle oynaya kabul ediyorsanız davranışlarınızdaki çelişki önce kendinize olan inancınızı daha sonra ise sosyal ilişkilerinizdeki tutarlı imajınızı zedeleyebilir. Bu nedenle sınırlara sahip çıkma arzunuzu irade gücünüzle taçlandırmanızda fayda olacaktır. İkna edilebilir olmanız, sizin sınırlarınıza sahip çıkamadığınızı gösterir.

“Özgürlük”, sınırsız olmak demek değildir;  tam tersine net ve güçlü sınırlara sahip olabilmenizle ilgilidir. Yani gerçekten evet demek istemediğiniz durumlara “hayır” diyebildiğiniz ölçüde özgürlük alanınıza sahip çıkarsınız. Özgürlük ve özgüven, sadece yaşam kalitenizi yükseltmez, özel ilişkilerinizden sosyal ilişkilerinize, iş hayatınızdan ev hayatınıza kadar bütün alanlarda kendinizle ilgili çatışmalarınızı ve çekişmelerinizi onarır. Çünkü insan başkasıyla çatışırken bile aslında sadece kendisiyle kavga ediyordur. Değersizlik hissiyle baş edebilmenin temel yollarından biri dışarıdan gelecek hiçbir onayın beklentisi içine düşmemektir.

Fazla beklenti, kişiyi mutsuzluğa iten temel sebeptir. Bu durum her yerde; iş hayatında da ikili ilişkilerde de sosyal yaşantıda da geçerlidir. İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış iradenizle ve özgüveninizle kendi kararlarınızı alabiliyor olmanız çok değerlidir. Özgüven ve irade, varlık ve benlik sınırlarının korunması, sağlıklı bir insan psikolojisi ve kaliteli bir yaşamın sürekliliği açısından üzerinde çalışılması gereken iki değerli faktördür.

Bu nedenle sınırlarınızı bilmek, sizi özgürleştirir. İnsanları reddetmek sizi sevilmeyen, istenmeyen birisi haline getirmez. Tam tersi kendini bilen, önceliklerini doğru sıralamış, prensipli ve tutarlı biri olduğunuzu gösterir ve sizi görünmeyen ama sizi yıpratan fazla yüklerinizden kurtarır.



Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist U. Sezin Çelikkanat Mısırlı


**

3 Aralık 2019 Salı

Psikoloji: Psikolog Seçimi

Danışanların psikoloğa giderken en zorlandıkları konulardan birisidir psikolog seçimi. Günümüzde psikologların herhangi bir meslek yasası olmadığından kural ihlallerine oldukça açık hale gelmesi işini iyi yapan psikologları üzdüğü ve sinirlendirdiği kadar danışanları da şüpheye düşürüyor.


Öncelikle gittiğiniz veya gitmeyi düşündüğünüz psikoloğun diplomasını görme hakkınız olduğunu asla unutmayın! Herhangi bir gizleyeceği durumu olmayan psikologlar diplomalarını zaten herkesin görebileceği bir yere koymaktadır. Burada önemli olan nokta üniversite lisans diplomasının branşının mutlaka ama mutlaka psikoloji olmasıdır. Çünkü felsefe grubu mezunları (sosyoloji ve felsefe), işletme, iktisat, ekonomi mezunları yani mezun olunan lisans bölümü ayırt etmeksizin aldığı bir psikoloji eğitimi veya temeli olmadan yani lisans bölümü psikoloji olmadan yüksek lisans ve/veya doktora eğitimini psikoloji üzerine alıp mesleği kötüye kullanan insanların sayısı oldukça fazla ne yazık ki. Bu durumda öncelikli olarak gitmeyi düşündüğünüz uzmanın lisans bölümünü öğrenmek çok önemlidir.



Lisans derecesi psikoloji olan bir kişi sadece psikolog etiketine sahiptir. Terapi eğitimlerini almış, süpervizyonlarını tamamlamış ve belli bir deneyime ulaşmış olan kişi Terapist ünvanını da kazanıyor. "Terapist" ve "Psikoterapist" olan kişilerin hem psikoloji lisansını hem de belli bir alanda terapi eğitimini alıp üzerine kendini geliştirmiş olması gerekmektedir. Terapi eğitimi almamış ve bu süreçleri tamamlamamış olan kişi terapi yapamaz ve terapist olamaz.



Yüksek lisans yapmayan bir psikolog "Uzman Psikolog" olamaz. "Klinik Psikoloji" haricinde psikolojinin diğer alanlarında yüksek lisans yapmış olan bir kişi de "Klinik Psikolog" olmuyor. Yani Klinik Psikolog olmak için önce Psikoloji lisansı, ardından da Klinik Psikoloji yüksek lisansı yapmış olması gerekiyor. Terapi eğitimi veya eğitimlerini de alıp süpervizyonlarını tamamlamışsa "Uzman Klinik Psikolog ve Psikoterapist" olabilir. Klinik Psikoloji haricindeki psikoloji yüksek lisans programlarından birini yapan kişi ise "Uzman Psikolog" sıfatına sahip oluyor.



Buraya kadar sadece eğitim kısmına odaklanarak anlattım.Bundan sonraki aşama ise Psikoloğun çalıştığı alanların incelenmesi. Yani siz hangi ihtiyacınız için bu psikoloğa gitmek istiyorsunuz? Ve bu alan, psikoloğun çalışma alanlarından biri midir? Bunu araştırmak için günümüz teknoloji ve dijital çağında google'a yazdığınızda araştırdığınız kişinin bilgilerine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. tavsiyeediyorum.com  doktortakvimi.com  doktorsitesi.com araştırma yapabileceğiniz sayfalardan sadece birkaçı. 



Gerçekten fayda sağlamak için kendisini yaşam koçu, danışman, bioenejist, nlp uzmanı olarak tanıtan kişilerden olabildiğince uzak durun ve kalıcı&etkili sonuçlar alarak iyileşme sürecinizi görebilmeniz için bilimin ışığından uzaklaşmayan "Uzman Klinik Psikolog"ları tercih edin.



Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist U. Sezin Çelikkanat Mısırlı



**

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Moda: Pastel La Vida


 Bu bahar ben bile karakteri olduğunu söylediğim canlı renklerden uzaklaşıp soft tonların kucağındayım!

Saten etekler, şifonlar, kruvaze detaylar gelsin feminenlik şarabı dökülsün üzerimizden...


 Özellikle toprak tonlarının önem kazandığı bu devirde doğallık ön plana çıkıyor. Siz siz olun toprak tonları, kremler, bejler, haki renkler aracılığıyla günahlarınızdan arının. Kırmızı ve saks mavilere ara veriyoruz anlayacağınız.
Skinny pantolonlar kargocu pantolonlarla birleşiyor, havuç pantolonlar yerlerini bağlamalı, çizgili, keten şortlara bırakıyor. Salopetler ister crop toplar ile ister top'sız giyiliyor.



 Kruvaze bağlamalar, İspanyol paça flare model pantolonlar (kumaş ve keten ağırlıklı tabi kisi), ekoseler, çizgiler çok revaçta. 
Baştan aşağı tek renk giyinmek sadeliğin temelini oluşturuyor. Kefen giymiş gibi dümdüz bembeyaz giyinmektense ara renk geçişleri yapmanızı tavsiye ederim. Veeee mutlaka espadril aspadril espadril!!! En olmadı dolgu topuklu sneaker alıyorsunuz derhal!!



 İnce trikoları bol ve oversize kemerli şortlarla tamamlayarak cool'luk elçiliğine başlayabilirsiniz. Çiçekli böcekli kıyafetlerden uzak durun artık ya lütfen yani 15 yaş altı cici kız dönemi sona erdi artık. Sadece şifon ve satenlerde çiçek deseni tercih etmenizi öneririm. Kır düğünü tarzı abiyelerde kullanmalık elbiselerde de olabilir onlar ayrı. Ama günlük yaşamdaki entari tarzı çiçekli böcekli elbiselerden uzak durun cısss!!



Siyah ve beyaz asaleti ile yazımı sonlandırıyorum.
Bende de her rengi bulunan bu etek görünümlü şortlardan mutlaka almanız gerekiyor.
Çok asil, çok cool, çok tarz, çok güzel.
Trendyol Milla'da kampanyalar devam ediyor, kaçırmayın!

Moda: Gömlek Elbise Dalgası

Bahar aylarından yaz mevsimine geçerken en rahatı gömlekler oluyor.
Gömlekler kombin yaparken her türlü bizi kurtarıyor da pratik, spor ve şık olmak için gömlek elbiseler hemeeeennn imdadımıza koşuyorlar.




Volanlar, fırfırlar ve alabildiğince soft bahar renkleri.
Bu ara dönemde özellikle bebe mavi, çağla yeşili ve pudra pembesi renkleri bizi kucaklıyor.




Ucu volanlı model tunik ve gömlek elbiseleri isterseniz belinize takacağınız ince kemerlerle tamamlayabilirsiniz.
Hasır görünümlü kemer, hasır çanta ve espadril kombini ile alın size çat kapı şık bir görünüm!






Tüm görseller ve ürünler
Trendyol - Ola

17 Ekim 2018 Çarşamba

Moda: Balık Abiyeler


"Hangi vücut tipiyle hangi abiye giyilir?" sorusu ezelden beridir sorulur, söylenir.


Basenli olanların balık model elbiselerden imtina ile kaçınması gerektiğini belirtmeden geçemeyeceğim.



Yanlara doğru geniş baseni olan kişilerin aynı oranda geniş omuzları varsa belleri ince görüneceğinden tercih edebilirler.



Öte yandan geniş basenli değil de yukarı doğru kalkık kalçası olanlar rahatlıkla tercih edebilirler.



Özellikle belirtilmesi gereken nokta balık model elbiseler tüm kusurları olduğu gibi ortaya serdiğinden dolayı göbeği olanların tercih etmemesi gerektiğidir.
Neyiniz var neyiniz yok olduğu gibi gözler önüne sereceksiniz balık elbise giydiğinizde.


Pek tabii ki iz yapmayan çamaşır giymeniz gerekmekte. Ve ne kadar orantılı bir fiziğiniz olursa olsun içinize
-elbisenin düzgün ve iz yapmayan bir biçimde görünmesi için-
korse giymenizde fayda var.
(Uygun fiyatlı korselere Penti'den ulaşabilirsiniz)


Beli ince olup kalça ve omuz genişliği birbirine denk olanlara en yakışan model hiç kuşkusuz ki balık modeller olacaktır.



Tam balık olan modelleri uzun boyluların tercih etmesini öneririm.



Minyon hatlılar yarı-balık olanları daha tercih edebilirler. Öte yandan elbisenin uç kısmındaki "tam balık formunun" boyu kesme özelliği bulunmakta.


























  
Size sezonun en şık Trendyol Milla balık abiye modellerini sunuyorum.





Keyifli alışverişler!